Header Ads

Arkeolojik Bilgilerle: Kanunlar ve İnsan

 

YASA VE İNSAN

O günü hiç birimiz görmemiş olmakla birlikte ve en kötümser kestirimle ilk insanların ilk yerleşik toplulukları oluşturduğu günden ve mülkiyet edindiği zamandan itibaren etik kurallar oluşturulmuş olsa gerektir. Etik kurallar gelenekleşmiş kültürlere dönüşmüş ardından yaptırımlarla insanları birbirinden koruyabilmek için de yasalar oluşturulmuştur.

Toplum halinde yaşayabilmenin anahtarı olan yasalar zamanın gereği olarak gelişmiş; insanlar arası hukuki yasalar, insanlar arası ticari yasalar, insanla otorite arası yasalar, insanla doğa arası yasalar insanla diğer canlılar arası yasalar, uzaya sirayet edilmekle gündeme gelen ve dünyadaki otoriteler arası uzay hukukunu belirleyecek olan uzay yasaları olarak şekillenmiştir.

Yazılı olarak bulunabilen en eski yasalar yine her şeyin ilkine ulaşabildiğimiz Sümer'de yapılmıştır. Kral Urgakina'ya aittir. M.Ö. 2400 yılına tarihlenen yasaların amacı toplum üzerindeki din baskısına engel olmak ve mülkiyet hakkını güvenceye almaktır. Yasaların yaptırımı da fidye şeklinde düzenlenmiştir.

Urgakina Kanunları Kil Tablet

Babil kralı Hammurabi'nin M.Ö. 1760 yılında Tanrı Şamaş'ın kendisine yazdırdığını söylediği kanunlar bilinen ilk anayasadır. Kısasa kısas cezalandırma yaptırımları olan yasalar herhalde yaptırım gücünü artırmak için tanrı sözüne dayandırılmış olsa gerektir.

Kıta Yunanistan'da M.Ö. 6. yy da Solon yaptığı kanunlarla ticari hayatı düzenlemiştir. Üretimi teşvik eden solon kanunları aynı zamanda kölelik karşıtı bir tutumdur.

M.Ö. 508 yılında Kleisthenes yaptığı kanunlarla toplumdaki sınıf farklarını kaldırıp eşit temsil haklarını getirmiştir. Bu reformist arkhon, Solon'un demokrasi girişimi olan yasalarını geliştirip tam bir demokrasi oluşturmuş ve uygulamıştır.

Günümüz hukukunun temelleri olarak kabul edilen M.Ö. 5. yy da yapılmış Roma Kanunları 12 Levha kanunları olarak adlandırılır. 12 bronz levhaya işlenmiş yasalar yine toplumdaki sınıf çatışmalarından doğan haksızlıkları önleme amacı gütmüştür. Sahip olduğu ayrıntılar dünyada halen kullanılan yasaların içeriğinde bulunmaktadır.


DÜŞÜNÜRÜN AMACI

Bir tarafta toplumları yöneten kendi karakter ve anlayışı ile yasaları şekillendirip uygulayan otorite yoluna devam ederken diğer tarafta toplumların düşünürleri daha iyiyi aramışlardır. Otorite, doğası ve bulunduğu yerden sahip olduğu bakış açısı gereği nasıl daha iyi yönetirimi çalışırken; bağlı olduğu saikleri farklı ve daha az olup daha geniş açıdan bakabilen filozof ideal yönetimi aramıştır.

Sokrates devletin görevinin daha mutlu bir toplum olması gerektiğine inanmıştır. Sokrates'in Savunması kurallar bütününden ibaret olması gereken devletin yöneticilerle ete ve kemiğe bürünmesi nedeniyle nasıl yozlaşabildiğini anlatan baş yapıttır.

Platon yaşadığı dönemde Yunanistan'da sona eren demokrasiye tanık olmuş ve zararlarını yaşamış bir düşünürdür. Devleti, olması gerekeni analiz ederek ve bu yolla var olana ulaşarak ironik bir üslupla tarif etmiştir.

Thomas Hobbes, Leviathan (Tevrattaki ejderha benzeri yaratık) adlı eserinde devletin insanlar arası ilişkilerde sahip olduğu gücünü kullanması gerektiğini ifade etmiştir. ''Homo homini lupus'' İnsan insanın kurdudur. ''Bellum ominum contra omines'' İnsanın insana karşı savaşı. Olarak adlandırdığı toplumsal yaşamın düzenlenmesi için daha etkin ve daha adil bir devlet ihtiyacını dile getirmiştir.

John Locke, insanın doğuştan ve insan olmaktan gelen haklarının korunduğu eşitlikte anlaşılan medeni toplumu savunmuştur.

Jean Jeac Rousseau, 250 yıl önce kaleme aldığı Toplum Sözleşmesi adlı eserinde adeta bu günü tarif edip olması gerekeni ve olmaması gerekeni anlatmıştır.

Montesquieu, Kanunların Ruhu adlı eserinde kanunları, ifade ettiği ve asıl amacı arasında karşılaştırmalar yaparak incelemiş, ard amaçların neden var olduğu ve toplum hayatına verdiği zararları açıklıkla anlatmıştır. Bu düşünüş şekli günümüz eleştirel politik anlayışın kilometre taşlarından biridir.

Montesquieu


YASA VE ÇELİŞKİ

O ilk günden beri geliştirilmeye ve uygulanmaya çalışılan insanlar arası hukuki ve etik yasalarla toplumlarının mutluluğu için çalıştığı varsayılan otorite ne yazık ki ideal amacı gerçekleştirmekte aciz kalmaktadır.

Dünyanın belki en az yarısının insan olarak doğmaktan hak ettiği ihtiyaçlarının karşılanamamasıyla yaşamını mutsuz ve umutsuz olarak sürdürmesi, kanunların yetersiz olmasından kaynaklanıyor olmasa gerektir. Çünkü bu güne kadar yapılan yasa kitapları aynı yere toplansa bir kütüphane binasını doldurabilir.

Yapılan tüm yasalar adalet için yapılmışken uygulama sonunda ulaşılan mutsuz ve umutsuz dünya.

Geriye elde kalan tek düşünce Montesquieu'nün ''Kanunların Ruhu''nda anlattığı ard amaç olarak ortaya çıkmıyor mu ?

Aynı zaman ve mekan düzleminde iki dünya yaşanmakta. Biri kanunları yapan ve uygulayanların dünyası. Diğeri yasalara tabi olanların dünyası.

Bir insan grubu var olan yasalarla maddi ve manevi tatminini gerçekleştirebilirken diğer insan grubu Dünya devletlerinin, onların oluşturduğu üst otorite kuruluşlarının ve toplumların içinden çıkıp düşünüşleri üreten filozofların tüm çabalarına rağmen mutluluktan ne yazık ki çok uzak.

Kaldı ki var olmaktan doğan hakları ödenmediği için önerilen, öğretilen ve hatta dayatılan yapay avuntularla hayatını sürdürmesi beklenen insanın açmazına, çıkmaz sokağına dönüşen yaşam.

Aynı yasaların bu iki farklı insan grubu için farklı sonuçlar getirmesi tek bir açıklamaya; insanın içindeki ''Ben'' duygusunun sınırının nerede olması gerektiğinin açıklanmasına ve tanımlanmasına ihtiyaç duymakta herhalde. Yüksek ben duygusu dizginlenmiş insanların oluşturduğu yasa yapıcı ve uygulayıcı otoritenin yönettiği toplum daha mutlu bir toplum olsa gerektir.

YAZIDA MERAK ETTİĞİNİZ BİLGİLERİ VEYA BENZER YAZILARI BULMAK İÇİN ARAMAYI KULLANABİLİRSİNİZ

YAZI HAKKINDA YORUMLAR

Hiç yorum yok