Header Ads

ANTİK YUNANDA SANAT VE MİTOLOJİ


ANTİK YUNANDA SANAT VE MİTOLOJİ 

Birinci Bölüm 

GİRİŞ

Yunan mitolojisi ile ilgili birçok araştırma, haklı olarak, antik çağ mitoslarının (söylence) başlıca deposu durumundaki yazılı kaynaklara dayanır Bazı araştırmalar görsel malzemeye Antik Çağa ait heykel ve boyalı vazoları dahil ederken, diğerleri antik, Rönesans ve modern sanatın bir karışımını kullanır Bazıları ise onlar için özel olarak yaratılmış yeni eserleri kullanmayı seçer. 

Ancak çok az durumda, görsel malzeme seçiminin arkasında yatan nedenler ya da metinle görsel malzeme seçimi arasındaki bağlantı açıkça görülebilir Sahneler daha çok, tarihsel olmayan bir çeşit limbo’da* yüzer gibidirler Aslında antik Yunan sanatı da mitosları tanımak açısından zengin bir kaynak oluşturmaktadır ve başlı başına bir inceleme konusudur Hikâyelerin betimleri zaman içinde gelişip değişebileceğinden, örneğin bir mitosun M.Ö. 580 yılındaki betimi, hem içerik, hem de biçim açısından, büyük olasılıkla 400 yılındaki betiminden çok farklı olacaktır Bazen hakkında hiçbir yazılı kaynak bulunmayan bir hikâye betimlenirken, bazen de bir hikâyedeki detaylar, eldeki yazılı kaynaklardan çok farklı biçimde yansıtılabilmekte veya sadece geç dönemden özetiyle tanıdığımız bir hikâye canlandırılmaktadır Bu kitap, mitolojiyi, M.Ö 700 ile 323 yılları arasında üretilmiş ve günümüze ulaşabilmiş antik Yunan görsel sanat eserlerinde inceleyen bir başlangıç kitabı niteliğindedir Okuyucuda Homeros destanlarıyla Yunan tragedyasına biraz aşinalık aransa da, klasik arkeoloji ve mitoloji öğrencilerinin yanı sıra, bu konuda uzmanlığı değil, ilgisi bululan kişiler için tasarlanmıştır Günümüze hangi türde antik kaynakların ulaştığına ilişkin kısa bir inceleme ile başlanan kitap, devamında, benzeri çalışmalara örnek oluşturması amacıyla, bir yöntem uygulaması olarak iki mitosun sanatsal gelişimini belli bir ölçüde irdeler Ancak kitabın büyük bir bölümü, önemli mitosların gelişimine dair bir incelemedir Buradaki mitos kelimesi; hem tanrıların, hem de kahramanların öykülerini içine almaktadır Kitabın sonunda da her bölüm için bir kaynakça vardır        

Odak noktamız, hikâyelere ilişkin sahneleri içeren Yunan anlatımcı sanatıdır Bu sebeple tanrı betimleri, bizim için sadece, anlatımcı sahnelerde tanımlanabilmelerine yarayan atribüleri** içerdikleri ölçüde önem taşımaktadır Bunun sonucu olarak az sayıdaki tam plastik heykel ve sikke de, yalnızca daha önceden oluşturulmuş bir tipi tekrarladığında (ya da daha iyi betimlediğinde) kitaba dahil edilmiştir Yunan sanatı dediğimizde, Yunanistan’ın sadece Ege’ye bakan yüzü değil; Doğu Yunan, Ege adaları, Kıta Yunanistan'ı ve Peloponnesos sanatı da belirtilmek istenmiştir Ayrıca batıdaki -özellikle Güney İtalya (Magna Graecia) ve Sicilya’daki- Yunan sanatçıları ve onların ardıllarına ait eserler de kastedilmiştir Başlangıç olarak M.Ö. 700 yılını seçmemizin nedeni, Yunan sanatında, efsanelerle kesin olarak ilişkilendirilebilen ilk betimlerin Attika vazoları üzerinde aşağı yukarı bu tarihlerde yer almasındandır Son tarih olarak M.Ö. 323’ü seçmemizin bir nedeni, Büyük İskender’in ölümüyle geleneksel olarak Klasik Çağın bitmesi; diğer nedeni ise 4 yüzyılın sonlarına doğru, en önemli kaynaklarımızdan biri olarak tanımladığımız anlatımcı sahneler içeren Attika vazolarının üretiminin sona ermesidir Burada Geometrik, Arkaik, Klasik ve Hellenistik olarak belirtilen geleneksel terimler, hem tarihsel dönemleri, hem de Yunan sanatının gelişim evrelerini adlandırmakta kullanılmıştır Geometrik terimi, Myken dünyasının yıkılmasının ardından gelen ‘Karanlık Çağlar’daki durgunluk döneminin ardından Yunan dünyasında bir yeniden canlanmanın yaşandığı M.Ö. 900-700 yılları arasında geçen dönemi ifade eder Çoğunlukla boyalı vazolar ve bazı küçük, bronz eserlerle temsil edilen bu dönem sanatında, (serbest formların karşıtı olan) geometrik biçimli süsleme unsurları kullanılmıştır Vazolar üzerindeki anlatımcı sahnelerde stilize edilmiş insan figürleri M.Ö. 750 civarında görülmeye başlasa da, mitoslara dair betimlere bu yüzyılın sonundan önce rastlanmaz. Doğuyla olan ticaretin 8. yüzyılın sonlarına doğru gelişmesi, 7 yüzyılın Yunan sanatında form ve üslûp açısından kendisini hissettirmiştir ‘Orientalizan’ terimi, geometrik formların yerini daha doğal olanlara bırakmasını ve fantastik figürlerin çoğalmasını ifade eder 6. yüzyılda Yunan dünyası bir bütünlük sağlayıp zenginleşir Arkaik terimi de bu dönem sanatını ifade etmekte kullanılmıştır Hiç şüphe yok ki sanatta, mitoslara dair betimler için en yaratıcı dönem, Arkaik Dönem olmuştur ve bu evrede oluşturulan geleneklerin çoğu daha sonraları da sürdürülmüştür M.Ö. 480’de Perslerin Atina Akropolisi’ni yağmalaması ve onu takiben Pers donanmasının Atinalılar tarafından yok edilmesi ile Arkaik Dönem sona ermiş, Yunan sanatının en güçlü ve olgun dönemi olan Klasik Çağ başlamıştır Daha sonrasında ise, Hellenistik tabiri, 323’teki Büyük İskender’in ölümünden M.Ö 1 yüzyılın sonlarına dek Yunan dünyasında yaşanan tarihi ve sanatsal olayları anlatmak için kullanılmıştır Hellenistik Dönemde yaşanan büyük sosyal ve siyasi değişimler, mitosların algılanma ve betimlenme biçimlerindeki büyük farklılıklarla da kendini göstermiştir Ancak söz konusu değişimler, bu kitabın kapsamı dışında olup başka bir incelemede detaylarıyla ele alınacaktır Görsel sanatta mitoslara ait betimler, edebiyattakinden oldukça farklı bir ‘dil’ kullanır ve bu dil ancak dikkatli bir gözlem sonucu öğrenilebilir Eserin yapılma amacının tam olarak anlaşılabilmesi için, betimde yer alan her öğenin diğer öğelerle bağı incelenip algılanmalıdır Hiçbir şey dikkatli bir incelemenin yerini tutmaz, ama bunun da ötesinde, tanımlamalarda bize kolaylık sağlayacak olan ve öğrenilmesi gereken bazı kurallar vardır Bazen bir hareket ya da nesne, hatta kişinin bedeninin yönü bile belirli bir anlam içerebilir ve bu, çoğu zaman, deneyimlerimizden yola çıkarak ona yükleyeceğimiz anlamdan epeyce farklı olabilir Ayrıca, biçim ve konu arasındaki ilişki de dili etkilemektedir; tapınak gibi bir kamu yapısının alınlığı için tanrılarla Gigant’ların savaşı sahnesi üzerinde çalışan heykeltıraşın odak noktası, şüphesiz, aynı konuyu şahsa satılacak bir içki kabının iç yüzüne işleyen bir vazo ressamının kinden birçok yönden farklı olacaktır Antik çağ anlatımcı sanatının günümüze dek ulaşmış başlıca tiplerini belli bir sıralamaya sokarak incelemek, bu araştırma için mantıksal bir başlangıç noktası oluşturacaktır Daha sonra, eserler tek tek sunulduğunda, ‘dilleriyle ilgili problemler ayrıntısıyla incelenecektir

Bir gerçeği en baştan söylemekte fayda var- günümüze ulaşan mitos betimleri, antik çağda üretilmiş eserlerin yalnızca küçük bir bölümünü meydana getirmektedir Üstelik bir sahne veya figürün en erken ya da en geç örnek olduğuna ilişkin bugün yaptığımız bir değerlendirme, hemen yarın, yeni bir bulgunun ışığında geçerliliğini yitirebilecektir Daha da çarpıcı bir durum, bazı sanat formlarının tümüyle yok olmasıdır 5. ve 4 yüzyıllar boyunca mitoslara dair betimler en çok, kamuya ait alanlardaki duvar resimlerinde işlenmişti. Ancak duvar resimlerinden neredeyse hiçbiri günümüze ulaşmamıştır Bunların en ünlüleri hakkındaki bilgilerimiz, sonraki yüzyıllardan pek az yazarın zaman zaman bu eserlere değinmesine ya da bazılarının boyalı vazolar üzerinde yer alan silik yansımalarına dayanmaktadır Dokunan kumaşların izleri dahi kalmamıştır fakat üzerlerine genellikle figürlü sahnelerin işlendiğini vazo betimleri ve yazılı kaynaklardan biliyoruz. Aynı şekilde, ahşap ve fildişine oyulan eserler de un ufak olmuştur Altın ya da gümüşten yapılma çok az obje antik çağdan günümüze ulaşabilmiştir Zira bazı insanların gözünde eserlerin formlarından çok, metalin kendi değeri önem taşımışdır Böylece, birçok bronz heykel yeniden kullanılmak üzere eritilmiş; mermer eserlerin çoğu, harç yapılmak üzere, kireç ocaklarına atılmıştır Günümüze erişmeyen sanat eserleri hakkında bilgi veren antik yazarlardan ikisi özellikle önemlidir Romalı bir hatip (rhetor) ve tarihçi olan Yaşlı Plinius, Naturalis Historia* adlı eserini M.S. 1 yüzyılın ortalarında yazmıştır Eserinde pek çok antik sanatçıyı anlatmış ve yapıtlarının birçoğunun adına değinmiştir Böylece biz de, detaylarını bilmememize karşın, en azından betimlenen konuları öğrenmiş oluruz. Bir yüzyıl kadar sonra, Yunanlı, belki de Lydialı bir coğrafyacı olan Pausanias, Yunanistan’ın büyük bir bölümünü dolaşmış ve gördüklerini ayrıntısıyla Hellados Periegeseos'ta** yazmıştır Kitabın büyük bir kısmı gezdiği yerlerin tarihi ve topoğrafik özelliklerine ayrılmış olsa da, Pausanias, din ve sanat konularına ilgi duyduğundan birçok efsaneyi en ince ayrıntısına dek anlatmıştır Bizim amacımız çerçevesinde, Pausanias’ın tasvirleri daha da büyük değer taşımaktadır. 

*        limbo: istenmeyen veya unutulmuş bir şey veya kimsenin gönderildiği yer ya da içinde bulunduğu durum (Ç.N).

** Atribü (belirteç): Yunan dünyasındaki tanrı, tanrıça ve kahramanların tanınmasına yardıma olan giysi, hayvan vb. ayrıntılar. Atribü kelimesinin kullanımı daha yaygın olduğundan ve de yabancı dillerdeki karşılığını çağrıştırdığından dolayı metinde kullanılması tercih edilmiştir (Ç.N)



YAZIDA MERAK ETTİĞİNİZ BİLGİLERİ VEYA BENZER YAZILARI BULMAK İÇİN ARAMAYI KULLANABİLİRSİNİZ

YAZI HAKKINDA YORUMLAR

Hiç yorum yok