Büyük Göller’in Altındaki Prehistorik Dünya: Sualtı Arkeolojisi Buzul Çağı Avcılarının İzini Sürüyor
Büyük Göller’in Altındaki Prehistorik Dünya: Sualtı Arkeolojisi Buzul Çağı Avcılarının İzini Sürüyor
Giriş
Sualtı arkeolojisi denildiğinde akla genellikle Akdeniz'deki Antik Çağ batıkları veya okyanus derinliklerindeki İspanyol kalyonları gelir. Ancak Kuzey Amerika'nın tatlı su kaynakları olan Büyük Göller (Great Lakes), insanlık tarihinin çok daha eski bir dönemine ait benzersiz prehistorik peyzajları bünyesinde barındırmaktadır. Wisconsin-Milwaukee Üniversitesi (UWM) Antropoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Ashley Lemke'nin liderliğinde yürütülen araştırmalar, günümüzden binlerce yıl önce karasal olan ancak buzul sonrası dönemde sular altında kalan bu alanların, Erken Holosen dönemindeki avcı-toplayıcı toplulukların izlerini nasıl koruduğunu gösteriyor.
Tarihsel ve Arkeolojik Bağlam
Son Buzul Maksimumu'nun (LGM) ardından, yaklaşık 10.000 ila 8.000 yıl önce, Kuzey Amerika'daki buzulların çekilmesiyle göl seviyeleri bugünkünden önemli ölçüde daha düşüktü. Bu dönemde, özellikle Huron Gölü'nün merkezinde yer alan ve "Alpena-Amberley Sırtı" (Alpena-Amberley Ridge) olarak bilinen geniş kireçtaşı koridoru tamamen kuru bir karasal alandı. Bu doğal köprü, subarktik iklim koşullarında göç eden ren geyiği (karibu) sürüleri için doğal bir geçiş rotası oluşturuyordu.
Bölgede yaşayan Paleo-Kızılderili ve Erken Arkaik dönem avcıları, bu göç yollarını kendi avantajlarına kullanmak amacıyla göl tabanında bugün hala varlığını koruyan karmaşık taş yapılar inşa ettiler. Bu yapılar arasında avcıların gizlenmesini sağlayan dairesel taş siperler (hunting blinds) ve hayvan sürülerini belirli dar geçitlere yönlendirmek için inşa edilmiş doğrusal taş hatlar (drive lanes) yer alıyor. Soğuk ve alkali tatlı su ortamı, bu taş dizilimlerinin binlerce yıl boyunca erozyona uğramadan, tarımsal faaliyetlerden veya modern yapılaşmadan etkilenmeden günümüze kadar orijinal konumlarında (in situ) korunmasını sağlamıştır.
Uzman Değerlendirmesi
Doç. Dr. Ashley Lemke, Büyük Göller'deki sualtı araştırmalarının arkeoloji metodolojisi açısından sunduğu benzersiz fırsatları şu şekilde değerlendirmektedir:
"Karadaki prehistorik alanlar binlerce yıl boyunca rüzgar, su erozyonu, tarım ve modern yerleşimler nedeniyle büyük ölçüde tahrip olmuştur. Ancak Huron Gölü'nün 30 metre altındaki Alpena-Amberley Sırtı'nda, 9.000 yıl önceki avcıların taşları tam olarak nereye koyduklarını, hangi açıyla yerleştirdiklerini görebiliyoruz. Bu durum, prehistorik dönemdeki insan davranışlarını ve av stratejilerini mikroskobik düzeyde analiz etmemize olanak tanıyor."
Araştırmalarda yüksek çözünürlüklü yandan taramalı sonar (side-scan sonar), insansız sualtı araçları (ROV) ve aktif aletli dalış (SCUBA) teknikleri bir arada kullanılıyor. Bu sayede elde edilen üç boyutlu fotogrametri modelleri, su altındaki taş yapıların yapay kökenli olduğunu ve doğal buzul birikintilerinden (morş) ayrıştığını kesin olarak kanıtlıyor.
İlgili Yazılar
Kaynakça ve Dış Bağlantılar
Sık Sorulan Sorular
Büyük Göller'in altında ne tür arkeolojik kalıntılar bulunuyor?
Büyük Göller'in, özellikle Huron Gölü'nün tabanında, yaklaşık 9.000 yıl önce karasal alanda inşa edilmiş prehistorik taş yapılar yer almaktadır. Bunlar arasında ren geyiği avlamak için kullanılan taş siperler, yönlendirme duvarları ve taş alet yontma alanları bulunmaktadır.
Bu prehistorik yapılar neden su altında kaldı?
Son Buzul Çağı'nın sona ermesiyle birlikte eriyen buzul kütleleri, göl havzalarındaki su seviyelerinin kademeli olarak yükselmesine neden olmuştur. Erken Holosen döneminde kuru kara parçası olan Alpena-Amberley Sırtı gibi alanlar, suların yükselmesiyle göl tabanında kalmıştır.
Sualtı arkeologları bu yapıları nasıl tespit ediyor?
Araştırmacılar, geniş alanları taramak için yandan taramalı sonar ve çok ışınlı iskandil sistemleri kullanır. Şüpheli koordinatlar belirlendikten sonra, insansız sualtı araçları (ROV) ve uzman arkeolog dalgıçlar tarafından yerinde inceleme, fotogrametri ve örnekleme çalışmaları gerçekleştirilir.