Ağustos 22, 2026 | Arkeoloji.Biz

Efes’te Mesele Bir Otoparktan Fazlası: Arkeolojik Miras, Yerel Yaşam ve Türkiye’nin Arkeoloji Politikası

Efes Antik Kenti’nde yeni ziyaretçi karşılama merkezi ve otopark projesi üzerinden yürüyen tartışma, giderek “Bakanlık mı haklı, itiraz edenler mi?” ikiliğine sıkışıyor. Oysa mesele bundan çok daha büyük. Efes bize; arkeolojik mirasın nasıl korunacağı, turizmin nasıl yönetileceği, yerel toplumun bu mirastan nasıl yararlanacağı ve kamu idaresinin kendi koyduğu koruma ilkelerine ne ölçüde bağlı kalacağı konusunda temel bir soruyu yeniden sorduruyor: Türkiye’nin bütüncül, şeffaf ve kamusal bir arkeolojik miras politikasına ihtiyacı yok mu?
Efes Antik Kenti Celsus Kütüphanesi ve arkeolojik alan
Efes Antik Kenti, yalnızca anıtsal yapılarıyla değil; ziyaretçi yönetimi, kültürel peyzajı ve Selçuk’la kurduğu ekonomik-sosyal ilişkiyle de bir Dünya Miras Alanıdır. Görsel: Warren LeMay / Wikimedia Commons.
Editoryal not: Bu yazı 22 Ağustos 2026 itibarıyla kamuoyuna açıklanan bilgiler, Efes Alan Yönetim Planı, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu ilke kararları, UNESCO ve ICOMOS belgeleri ile tarafların kamuoyuna yansıyan açıklamaları esas alınarak hazırlanmıştır. Devam eden yargı süreçleri ve henüz bütünüyle yayımlanmamış teknik belgeler nedeniyle kesinleşmemiş tahribat ve hukuka aykırılık iddiaları, kesin hüküm olarak değil incelenmesi gereken iddialar olarak ele alınmaktadır.

Giriş: Bir taraf seçmek zorunda değiliz

Efes tartışmasına uzaktan bakıldığında iki ayrı kamp varmış gibi görünüyor. Bir tarafta mevcut giriş ve otopark alanının altında Bizans Dönemi kalıntıları bulunduğunu, bu nedenle alanın boşaltılarak kazıya açılacağını ve ziyaretçi sisteminin sur dışına taşınacağını söyleyen merkezi idare bulunuyor. Diğer tarafta ise yeni ziyaretçi karşılama merkezi ve otopark alanının da 1. derece arkeolojik sit içerisinde olduğunu, bölgede yüksek arkeolojik potansiyel bulunduğunu, projenin ölçeğinin sorgulanması gerektiğini ve Kültürel Miras Etki Değerlendirmesi sürecinin zamanlamasının açıklığa kavuşturulmasını isteyen meslek örgütleri, çevre örgütleri, hukukçular ve yurttaşlar yer alıyor.

Fakat arkeoloji açısından bakıldığında bu iki görüşten yalnızca birini bütünüyle kabul etmek zorunda değiliz. Mevcut Aşağı Kapı otoparkının kaldırılması arkeolojik ve ziyaretçi yönetimi açısından doğru olabilir. Aynı anda, yeni karşılama merkezinin seçildiği alanın, projenin ölçeğinin veya uygulama yönteminin eksik ya da yanlış değerlendirilmiş olması da mümkündür. Bu iki önerme birbirini ortadan kaldırmaz.

EGEÇEP adına yapılan açıklamalarda da itirazın “mevcut otopark hiç kaldırılmasın” biçiminde kurulmadığı, asıl sorunun yeni müdahalenin başka arkeolojik değerler üzerinde yeni bir risk yaratıp yaratmadığı olduğu belirtilmektedir. Egedesonsöz’de yayımlanan açıklama bu tartışmanın son halkalarından biridir.

Arkeolojik değerlendirme:

Tartışmayı “Efes’e müdahale edilsin mi, edilmesin mi?” seviyesinde yürütmek baştan yanlış bir soruyla yola çıkmaktır. Doğru soru şudur: Efes gibi bir Dünya Miras Alanı’nda gerekli müdahale nasıl, nerede, hangi ölçekle, hangi bilimsel verilerle, hangi hukuki süreçle ve kimlerle birlikte yapılmalıdır? Asıl arkeoloji politikası tam da burada başlar.

Aşağı Kapı’nın mevcut hali sürdürülebilir mi?

Öncelikle Bakanlığın gerekçelerinden birinin arkeolojik açıdan ciddiye alınması gerekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Birol İnceciköz tarafından 17 Şubat 2026’da yapılan açıklamada, mevcut otopark ve ticari alanların altında Bizans Sarayı kalıntılarının tespit edildiği, mevcut girişin yaklaşık 850 metre uzağa taşınacağı ve boşaltılacak alanın kazı çalışmalarına açılacağı belirtilmiştir. Aynı açıklamada Efes’in 2025 yılında 2,5 milyonu aşan ziyaretçi sayısına ulaştığı ve mevcut giriş düzeninin kapasite ve estetik açısından ihtiyaca cevap vermediği savunulmuştur. Bakanlık açıklamasının kamuoyuna yansıyan ayrıntıları bu çerçeveyi ortaya koymaktadır.

Bu gerekçeler göz ardı edilemez. Arkeolojik kalıntıların üzerinde otopark işletilmesinin, yoğun araç ve otobüs trafiğinin ören yerinin merkezine kadar taşınmasının, düzensiz ticari ünitelerin ve yüksek ziyaretçi baskısının Dünya Miras Alanı’nın merkezinde sürdürülmesinin ideal bir koruma ve ziyaretçi yönetimi modeli olduğunu savunmak güçtür.

Dolayısıyla Efes’in mevcut giriş düzeninin yeniden ele alınması gereklidir. Ancak tam da burada kritik bir ilkeye ulaşırız:

Bir arkeolojik problemi ortadan kaldırırken başka bir arkeolojik problem yaratamayız. Bir alanın altında Bizans Sarayı bulunması, taşınılacak yeni alanın bilimsel, arkeolojik ve hukuki değerlendirmelerden muaf tutulmasını sağlamaz. Korumanın mantığı “burayı kurtardık, öyleyse oraya müdahale edebiliriz” değildir; alanın bütününü düşünmektir.

1. derece arkeolojik sit ve 658–714 sayılı İlke Kararları

Tartışmanın bir başka boyutunda sıkça “1. derece arkeolojik sit alanına tek bir çivi dahi çakılamaz” cümlesi kullanılıyor. Bu ifade koruma hassasiyetini anlatmak bakımından anlaşılır olsa da mevzuatı bütünüyle yansıtmıyor.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 658 sayılı İlke Kararı, I. derece arkeolojik sitleri korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlar olarak tanımlar ve kural olarak yeni yapılaşmaya izin vermez. Bununla birlikte aynı karar, ören yerlerinde gezi yolu düzenlemesi, meydan tanzimi, açık otopark, WC, bilet gişesi ve benzeri ziyaretçi ihtiyaçlarına yönelik sınırlı düzenlemelerin Koruma Kurulu izniyle yapılabileceğini de belirtir.

Daha da önemlisi, 714 sayılı İlke Kararı; I. ve II. derece arkeolojik sit alanlarındaki ören yerlerinde ziyaretçilere hizmet verecek giriş ünitesi, açık otopark ve mobil satış ünitelerinin, varsa kazı heyetinin bilimsel görüşleri ve raporları doğrultusunda tespit edilen, yerleşmenin bütünlüğünü bozmayan alanlarda ve ilgili Koruma Bölge Kurulunun özel izniyle yapılabileceğini düzenler. Aynı karar, uygulama öncesinde 1/500 ölçekli Çevre Düzenleme Projesiyle ön izin alınmasını; açık alanların 1/200, mimari düzenlemelerin ise 1/50 ve daha alt ölçekli uygulama projeleriyle ele alınmasını öngörür.

Bu nedenle hukuki tartışmanın güçlü biçimi “1. derece sit alanında hiçbir ziyaretçi ünitesi yapılamaz” değildir. Asıl soru şudur:

Asıl hukuki ve mesleki soru:

Efes’te uygulanan projenin ölçeği, ticari birimlerin niteliği, otopark kapasitesi, altyapısı ve alana yapılan fiziksel müdahale; 658 ve özellikle 714 sayılı İlke Kararının öngördüğü sınırlı, kontrollü, bilimsel rapora dayalı ve koruma amaçlı istisnaların sınırları içerisinde midir?

Proje alanındaki 323 ada 67, 69 ve 70 parsellerin 1. derece arkeolojik sit statüsünde bulunduğu, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun EGEÇEP’e verdiği yanıtta teyit edilmiş ve bu bilgi kamuoyuna yansımıştır. Kurul yanıtına ilişkin haber bu nedenle önemlidir.

714 sayılı İlke Kararının özellikle “mobil satış üniteleri” ifadesi üzerinde durulmalıdır. Kamuoyuna 61 ticari birim olarak yansıyan düzenlemelerin teknik niteliği nedir? Bunlar tamamen sökülebilir ve geri dönüşlü müdahaleler midir? Zemine bağlantıları nasıl sağlanmaktadır? Elektrik, su, kanalizasyon, yağmur suyu ve drenaj altyapısı nasıl çözülmektedir? Toplam müdahale alanı, dolgu ve tesviye miktarı nedir? Otoparkın arkeolojik peyzaja ve trafik yüküne etkisi nasıl hesaplanmıştır?

Bakanlık, yapıların jeoradarla arkeolojik buluntu tespit edilmeyen noktalarda, kazı yapılmadan, prekast temel üzerine hafif çelik konstrüksiyon yöntemiyle tasarlandığını açıklamaktadır. Bu önemli bir bilgidir; ancak “hafif çelik” veya “prekast temel” kullanılması tek başına projenin koruma bilimi açısından uygun olduğunu kanıtlamaz. Koruma yalnızca yapının temel sistemine değil, projenin bütüncül ve kümülatif etkisine bakmak zorundadır.

Asıl düğüm: KMED ne zaman yapıldı?

Efes tartışmasının belki de en önemli noktası Kültürel Miras Etki Değerlendirmesi, yani KMED meselesidir. Çünkü burada tartışmayı siyasi polemiklerin ötesine taşıyan açık uluslararası ve yerel yönetim ilkeleri bulunmaktadır.

UNESCO’nun Efes Dünya Mirası sayfasında, yönetim planının yeni yönetim ve planlama önerileri için; özellikle ziyaretçi yönetimi, altyapı, peyzaj ve ulaşım/otobüs parkı önerilerinde etki değerlendirmesi içermesi gerektiği açıkça belirtilmektedir. UNESCO Dünya Miras Merkezi – Ephesus sayfası bu yükümlülüğü doğrudan kayda geçirmektedir.

Efes Alan Yönetim Planı 2022–2027 ise bu yaklaşımı yerel yönetim belgesinin merkezine yerleştirir. Yönetim alanı içerisindeki kültürel değerlere veya genel kullanıma müdahale içeren projelerde Kültürel Miras Etki Değerlendirmesi yapılması, miras değerlerinin korunmasıyla birlikte ele alınmaktadır. Efes Alan Yönetim Planı 2022–2027 bu tartışmada başvurulması gereken ana belgedir.

Etki değerlendirmesinin mantığı, yapılmış bir uygulamayı sonradan gerekçelendirmek değildir. KMED proje uygulanmadan önce şu soruyu sorar: “Bunu yaparsak ne olur?” Alternatifleri karşılaştırır, riskleri belirler, projenin yerini, ölçeğini veya yöntemini değiştirebilir; gerektiğinde “bu proje burada yapılmamalıdır” sonucuna ulaşabilir.

KMED’in zamanlaması neden önemlidir?
İnşaat büyük ölçüde ilerledikten sonra hazırlanan bir etki değerlendirmesi, doğal olarak “Bunu yaparsak ne olur?” sorusundan uzaklaşıp “Yaptığımız müdahalenin etkilerini nasıl yöneteceğiz?” sorusuna yaklaşır. Her iki çalışma değerli olabilir; fakat işlevleri aynı değildir.

Kamuoyuna açıklanan kronoloji neden netleştirilmeli?

Bakanlık tarafından 17 Şubat 2026’da yapılan açıklamada, projenin İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 22 Ekim 2024 tarih ve 18411 sayılı kararıyla uygun bulunduğu ve uygulama çalışmalarına Ocak 2025’te başlandığı belirtilmiştir. Aynı açıklamada KMED raporunun UNESCO Dünya Miras Merkezine iletilmek üzere hazırlandığı ifade edilmiştir.

20 Ağustos 2026’da kamuoyuna yansıyan Bakanlık cevabı üzerine yapılan EGEÇEP değerlendirmesinde ise KMED sürecinin zamanlaması tekrar gündeme gelmiştir. Bu noktada tartışmayı bitirecek şey yeni bir karşılıklı açıklama değil, KMED’in tarihçesinin belgeyle ortaya konulmasıdır.

Şu sorular açıkça yanıtlanmalıdır:

  • KMED çalışmasına hangi tarihte başlanmıştır?
  • İlk KMED raporu hangi tarihte tamamlanmıştır?
  • 22 Ekim 2024 tarihli Kurul kararından önce hazırlanmış bir KMED bulunmakta mıdır?
  • Şubat 2026’da kamuoyuna açıklanan rapor ile Ağustos 2026’da sözü edilen çalışma aynı rapor mudur?
  • Revizyon varsa hangi proje değişikliği nedeniyle yapılmıştır?
  • Rapor UNESCO Dünya Miras Merkezine hangi tarihte gönderilmiştir?
  • UNESCO veya ICOMOS tarafından projeye ilişkin herhangi bir görüş veya ek bilgi talebi iletilmiş midir?

Eğer proje onaylandıktan ve uygulama başladıktan sonra KMED hazırlanmışsa, burada yalnızca teknik değil, yöntemsel bir koruma problemi bulunmaktadır. Buna karşılık Kurul kararı öncesinde hazırlanmış, alternatifleri değerlendirmiş ve proje kararını şekillendirmiş bir KMED varsa bunun açıklanması tartışmanın önemli bir bölümünü ortadan kaldıracaktır.

Bilim Kurulu onayı KMED’in yerine geçer mi?

Bakanlık, projenin Bilim Kurulu, Kazı Başkanlığı, Kazı Koordinatörlüğü, Müze Müdürlüğü uzmanları ve ilgili teknik birimlerin denetiminde yürütüldüğünü belirtmektedir. Bu elbette önemlidir. Efes gibi bir alanda kazı heyetinin, arkeologların ve ilgili uzmanların sürece katılması zaten koruma sisteminin vazgeçilmez parçasıdır.

Fakat burada iki farklı mekanizmanın birbirine karıştırılmaması gerekir. Bir bilim kurulunun veya kazı heyetinin arkeolojik açıdan görüş bildirmesi başka şeydir; kapsamlı bir Kültürel Miras Etki Değerlendirmesi başka şeydir.

KMED yalnızca “burada arkeolojik eser var mı?” sorusunu sormaz. Dünya Miras Alanının Üstün Evrensel Değerine olası etkileri, kültürel peyzajı, görsel bütünlüğü, ulaşımı, ziyaretçi hareketlerini, altyapı müdahalelerini, kümülatif etkileri, alternatif yer seçimlerini, taşıma kapasitesini ve uzun vadeli sonuçları birlikte değerlendirmeyi hedefler.

Mesleki ilke:

Bilimsel danışmanlık KMED’in ikamesi değildir. Doğru model, kazı heyetinin ve uzmanların bilimsel değerlendirmeleri ile etki değerlendirmesinin birbirini tamamlamasıdır.

Arkeolojik tahribat iddialarında bilimsel tutum

EGEÇEP ve bazı meslek örgütleri, proje alanında ağır iş makineleriyle yapılan müdahaleler sırasında arkeolojik izlerin zarar görmüş olabileceğini ileri sürmektedir. Proje alanının Koressos çevresi, antik ulaşım aksları, nekropol alanları ve geçmiş jeofizik çalışmalarında belirtilen anomaliler nedeniyle yüksek arkeolojik potansiyel taşıdığı savunulmaktadır. EGEÇEP’in 2025 sonunda Koruma Kuruluna yaptığı başvuru ve 2026’da açılan dava bu iddiaları ayrıntılandırmaktadır. EGEÇEP’in dava açıklaması bu iddiaların kendi kaynağından okunabileceği belgelerden biridir.

Bakanlık ise bunun tersine, alanda detaylı etütler gerçekleştirildiğini, korunması gereken arkeolojik verilerin belirlendiğini, yapıların jeoradarla arkeolojik buluntu tespit edilmeyen noktalara yerleştirildiğini ve uygulamanın uzman denetiminde yürütüldüğünü açıklamaktadır.

Arkeolog olarak burada yapılması gereken, taraflardan birinin iddiasını peşinen doğru kabul etmek değildir. Belge istemektir.

  • Jeofizik ve jeoradar raporları yayımlanmalıdır.
  • Anomali haritaları uygulama projeleriyle üst üste gösterilmelidir.
  • Sondaj veya araştırma kazısı yapıldıysa sonuçları açıklanmalıdır.
  • Uygulama sırasında tutulan arkeolojik denetim tutanakları paylaşılmalıdır.
  • Buluntu kaydı varsa bilimsel değerlendirmeye açılmalıdır.
  • Proje öncesi ve sonrası arazi kotları, dolgu ve tesviye kararları karşılaştırılabilir olmalıdır.

Bilimsel koruma politikasında “Bakanlık söyledi, doğrudur” da “bir fotoğraf gördük, kesin tahribat vardır” da yeterli değildir. Arkeolojinin dili belgedir.

Taşıma kapasitesi ticari kapasite değildir

Efes yılda milyonlarca ziyaretçi alan bir ören yeridir. Böylesine yoğun ziyaret alan bir yerde otopark, tuvalet, güvenlik, yönlendirme, dinlenme, erişilebilirlik ve temel ziyaretçi hizmetlerinin bulunması kaçınılmazdır.

Ancak ziyaretçi yönetimi ile ticari büyümeyi birbirinden ayırmamız gerekir. Bir ören yerinde ziyaretçi sayısı arttığında çözüm otomatik olarak daha büyük otopark, daha fazla ticari ünite ve daha geniş sert zemin değildir.

Bazen doğru çözüm tam tersidir: toplu taşıma bağlantısının güçlendirilmesi, tur otobüslerinin antik alanın yakın çevresine kadar gelmesinin azaltılması, transfer sistemlerinin kurulması, rezervasyon ve zaman dilimli ziyaret uygulamalarının kullanılması, yaya ve bisiklet ulaşımının geliştirilmesi, ziyaretçi akışının gün içine dağıtılması ve kruvaziyer gruplarının aynı saatlerde alana yığılmasının önlenmesi.

UNESCO’nun Efes için özellikle ziyaretçi yönetimi, altyapı, peyzaj ve ulaşım/otobüs parkı önerilerinin etki değerlendirmesine tabi tutulmasını istemesi tam da bu nedenle önemlidir.

Bir Dünya Miras Alanının kapasitesi, otoparka kaç araç veya kaç otobüs sığdırabileceğimiz üzerinden hesaplanamaz. Asıl soru, alanın kültürel değerlerini ve ziyaretçi deneyimini zedelemeden kaç ziyaretçiyi, hangi ulaşım sistemi ve hangi zaman aralıklarıyla taşıyabileceğidir.

Efes Alan Yönetim Planı ne söylüyor?

Bu tartışmanın en çarpıcı taraflarından biri şudur: “Arkeolojik miras ile yerel toplum birlikte korunmalıdır” yaklaşımı Efes’e dışarıdan önerilen yeni bir düşünce değildir. Efes’in kendi yönetim planı bunu açıkça söyler.

Efes Alan Yönetim Planı 2022–2027 vizyonunu şu cümleyle tanımlar:

“Doğal ve kültürel miras değerlerini yerel toplumu ile birlikte koruyan Efes.”

Plan bu vizyon çevresinde altı ana temayı eşdeğer önemde ele alır: bütüncül koruma, sürdürülebilir kalkınma, sosyal yaşam ve mekân, risk yönetimi, kurumsal kapasite güçlendirme, ziyaretçi yönetimi ve erişilebilirlik.

Bu yaklaşım bize çok önemli bir şey söylüyor: Efes’in yönetiminde yerel toplum “arkeolojinin karşısında duran dış unsur” değildir. Yönetim sisteminin parçasıdır. Bu nedenle tartışmayı “arkeolojiyi mi koruyacağız, esnafı mı?” biçiminde kurmak baştan yanlıştır.

Doğru soru şudur: Arkeolojik mirasın korunması ile yerel toplumun ekonomik ve sosyal sürekliliğini aynı yönetim modeli içinde nasıl güvence altına alabiliriz?

Yerel esnaf ve sosyal geçiş meselesi

Efes çevresindeki mevcut ticari birimlerin hukuki statüsü tek tek incelenmelidir. Kim ruhsatlıdır? Kimin kira, tahsis veya ecrimisil ilişkisi vardır? Hangi işletme hangi idari düzenleme kapsamında faaliyet göstermektedir? Bu soruların cevabı her işletme açısından aynı olmayabilir.

Dolayısıyla bütün işletmecileri tek bir kelimeyle “işgalci” ya da bunun tersine “kazanılmış hakkı tartışmasız olan kişiler” olarak tanımlamak hukuken de sosyolojik olarak da eksik kalır.

Fakat bir başka gerçek göz ardı edilmemelidir. Kamu otoritelerinin uzun yıllar boyunca devam etmesine izin verdiği veya çeşitli idari ilişkilerle sürdürdüğü ekonomik düzenin sosyal maliyeti, bir günde yalnızca yerel işletmecilere yüklenemez.

Burada mülkiyet hakkından farklı bir mesele vardır: geçişin sosyal ve ekonomik maliyeti.

Bakanlık tarafından Şubat 2026’da yapılan açıklamada, yeni merkezde planlanan ticari birimlerin mevcut ruhsat sahiplerine tahsis edilmek üzere düzenlendiği, işletme sürecinin Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü tarafından yürütüleceği belirtilmiştir. Bu olumlu bir başlangıçtır; ancak kamuoyu açısından şu soruların bağlayıcı ve yazılı bir sistemle açıklanması gerekir:

  • Kimler “mevcut ruhsat sahibi” kabul edilmektedir?
  • Yeni alanda tahsis hakkı hangi hukuki belgeyle güvence altına alınacaktır?
  • Kira bedelleri nasıl belirlenecektir?
  • Kira artışları hangi yöntemle sınırlandırılacaktır?
  • Tahsis süresi ne olacaktır?
  • Devir ve alt kiralama mümkün olacak mıdır?
  • Yerel işletmecinin ekonomik gücü yetersiz kaldığında birimlerin daha büyük sermaye gruplarına geçmesini önleyecek mekanizma var mıdır?
  • Taşınma sürecindeki gelir kaybı için geçiş desteği sağlanacak mıdır?

“Mevcut esnafa verilecek” açıklaması ancak bu sorular hukuki güvenceye dönüştüğünde gerçek bir sosyal politika haline gelir.

Chichén Itzá ve Pompeii’den alınacak dersler

Chichén Itzá: Ziyaretçi altyapısı yerel toplumu dışlarsa ne olur?

2026 yılında Meksika’daki Chichén Itzá, yeni CATVI ziyaretçi merkezine geçiş ve yüzlerce satıcı ile zanaatkârın taşınması konusunda çıkan anlaşmazlık nedeniyle 13 gün kapalı kaldı. The Art Newspaper’ın 1 Haziran 2026 tarihli haberine göre anlaşmazlık 600’den fazla satıcı ve zanaatkârı ilgilendiriyordu; 26 Mayıs itibarıyla kayıtlı 666 satıcıdan 220’si yeni merkeze taşınmayı kabul etmişti. The Art Newspaper’ın ayrıntılı haberi, bu krizi yeni ziyaretçi altyapısı ile yerel geçim kaynakları arasındaki gerilim üzerinden ele almaktadır.

Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü INAH da 31 Mayıs 2026’da Yucatán yönetimi ve zanaatkârlarla varılan anlaşmanın ardından alanın yeniden açılacağını duyurmuş; açıklamasında kültürel mirasın korunması ile yerel toplulukların ekonomik faaliyetlerinin birlikte gözetilmesini özellikle vurgulamıştır. INAH’ın resmi açıklaması bu yönüyle önemlidir.

Buradan çıkarılacak ders “Chichén Itzá’da ziyaretçi merkezi yapılması yanlıştı” değildir. Ders şudur: Yerel toplumu planlama sürecinin gerçek ortağı yapmadan, en büyük ve en pahalı ziyaretçi altyapısını da kursanız sosyal olarak sürdürülebilir bir miras yönetimi oluşturamayabilirsiniz.

Pompeii: Ören yeri çevresinden kopuk bir ada değildir

Pompeii örneğini de basitleştirmeden ele almak gerekir. Pompeii, Herculaneum ve Torre Annunziata Dünya Miras Alanı’nın güncel yönetim yaklaşımı; kültürel mirasın yalnızca arkeolojik park sınırlarında korunmasını değil, çevredeki toplum ve bölgeyle ilişkisinin güçlendirilmesini hedefler.

Pompeii 2025–2030 Yönetim Planı, topluluk, kapasite, iletişim ve sürdürülebilir yerel gelişmeyi Dünya Mirası yönetişiminin temel unsurları arasında ele almaktadır.

Pompeii’den alınması gereken temel ders şudur: Ören yeri bir ada değildir. Çevresindeki kentten, ekonomiden, insanlardan ve gündelik yaşamdan koparılamaz. Efes de Selçuk’tan bağımsız düşünülemez.

Çözüm: Entegrasyon modeli

Bakanlığın mevcut Aşağı Kapı ve otopark alanını arkeolojik baskıdan kurtarma amacı ile yerel işletmecilerin ekonomik sürekliliğini koruma hedefi birbirinin alternatifi olmak zorunda değildir. Tam tersine doğru yönetildiğinde birbirini destekleyebilir.

Efes için daha güçlü bir entegrasyon modeli birkaç temel ilke üzerine kurulabilir:

1. Mevcut işletmecilere hukuken güvence altına alınmış öncelik

Bakanlığın “mevcut ruhsat sahiplerine tahsis” açıklaması bağlayıcı bir tahsis protokolüne dönüştürülmelidir. Kimlerin kapsama girdiği, süre, kira, artış yöntemi, devir şartları ve fesih koşulları önceden açıklanmalıdır.

2. Gönüllü kooperatifleşme ve temsil

İşletmeciler zorunlu olmamak kaydıyla yerel kalkınma veya üretim kooperatifi çatısı altında örgütlenebilir. Kooperatif; ortak satın alma, ürün geliştirme, ambalaj, markalaşma, e-ticaret ve eğitim alanlarında desteklenebilir. En önemlisi, işletmecilerin seçilmiş temsilcileri ziyaretçi merkezinin yönetim ve değerlendirme süreçlerinde söz sahibi olabilir.

3. Geçiş dönemi ekonomik desteği

Taşınma sürecinin yol açacağı gelir kaybı, tadilat ve yeni dükkân standartlarına uyum maliyetleri için kademeli kira, geçiş desteği veya belirli süreli sübvansiyon modelleri değerlendirilebilir.

4. Yerel ürün ve yerel üretici önceliği

Yeni ticari alanların sıradan bir turizm alışveriş merkezine dönüşmemesi için Selçuk ve çevresinde üretilen ürünler, yerel zanaat, kadın üretici kooperatifleri, tasarımcılar ve kültürel yaratıcı sektörler için belirli bir yerel ürün politikası geliştirilebilir.

5. Zincirleşmeyi önleyici kiralama rejimi

Yeni merkezin zaman içinde büyük sermaye gruplarının hâkim olduğu bir ticari merkeze dönüşmesini önlemek için devir, alt kiralama ve şirketleşme koşulları şeffaf biçimde düzenlenebilir.

Temel yaklaşım:

Efes’te amaç “eski dükkânları yeni dükkânlara taşımak” olmamalıdır. Amaç, arkeolojik alan üzerindeki baskıyı azaltırken yerel ekonomiyi daha nitelikli, daha şeffaf ve kültürel mirasla daha uyumlu hale getiren bir yerel kalkınma modeli kurmak olmalıdır.

Kamu yönetiminde çifte standart algısı ve güven

Efes tartışmasının dikkatle ele alınması gereken boyutlarından biri kamu otoritesine duyulan güvendir. Türkiye’de herhangi bir yurttaş sit alanındaki taşınmazında küçük bir uygulama yapmak istediğinde koruma kurulu, belediye, müze, proje, izin ve denetim süreçleriyle karşılaşmaktadır. Bu süreç zaman zaman vatandaş açısından ağır ve yorucu olabilmektedir.

Tam da bu nedenle kamu kurumlarının gerçekleştirdiği büyük projelerde daha düşük değil, daha yüksek bir şeffaflık standardı uygulanmalıdır.

Burada “Devlet yapınca her şey serbesttir” demek hukuken doğru olmadığı gibi, “Kurul kararı vardır, tartışma bitmiştir” demek de koruma biliminin doğasına aykırıdır. Kamu projesi olduğu için kararların gerekçesi, bilimsel raporlar, değerlendirilmiş alternatifler ve uygulama denetimi toplum tarafından daha kolay incelenebilir olmalıdır.

Aksi halde toplumda “gücü olan yapar, gücü olmayan kurala uyar” algısı oluşur. Bu algı yalnızca bir projeye değil, bütün koruma sisteminin toplumsal meşruiyetine zarar verir.

Koruma Kurullarının rolü ve şeffaflık

Koruma Bölge Kurulları yalnızca projelerin önüne imza atan teknik merciler değildir. “Varlık neden korunuyor?”, “proje gerçekten gerekli mi?”, “alternatif yer mümkün mü?”, “ölçeği küçültülebilir mi?”, “müdahale geri dönüşlü mü?”, “arkeolojik araştırma yeterli mi?” sorularını kamu yararı adına değerlendirmesi gereken yapılardır.

Bu nedenle 22 Ekim 2024 tarih ve 18411 sayılı Kurul kararının yalnızca numarasının açıklanması yeterli değildir. Kararın gerekçesi, raporları, proje paftaları ve uygulamanın hangi koşullarla uygun bulunduğu da kamusal tartışmanın parçası olmalıdır.

Kurul kararının bulunması projenin bilimsel olarak tartışılmasını sona erdirmez. Tam tersine, kararın bilimsel ve hukuki gerekçelerinin denetlenebilmesini mümkün kılar.

Bugün hangi belgeler açıklanmalı?

Efes tartışmasını karşılıklı suçlamalardan çıkarıp bilimsel zemine taşımak aslında zor değildir. Bunun için öncelikle aşağıdaki belgelerin erişilebilir hale getirilmesi yeterlidir:

  1. 22.10.2024 tarih ve 18411 sayılı İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ve kararın bütün ekleri.
  2. 1/500 ölçekli Çevre Düzenleme Projesi, 1/200 açık alan düzenlemeleri ve 1/50 mimari uygulama projeleri.
  3. Proje alanında yapılan bütün jeofizik ve jeoradar çalışmalarının raporları ile anomali haritaları.
  4. Varsa sondaj ve araştırma kazılarının raporları.
  5. KMED’in bütün versiyonları: hazırlayan ekip, sözleşme/iş başlangıç tarihi, rapor tarihi, revizyon tarihleri ve UNESCO’ya gönderim yazısı.
  6. Kazı Başkanlığı, Kazı Koordinatörlüğü, Müze Müdürlüğü ve Bilim Kurulunun proje hakkındaki yazılı görüşleri.
  7. Otopark kapasitesini belirleyen ziyaretçi taşıma kapasitesi ve ulaşım etütleri.
  8. 61 ticari birimin teknik niteliğini, toplam alanını, zemin bağlantısını ve 714 sayılı İlke Kararındaki “mobil satış ünitesi” kavramıyla ilişkisini gösteren teknik dokümanlar.
  9. Uygulama sırasında tutulan arkeolojik denetim tutanakları ve varsa buluntu kayıtları.
  10. Mevcut işletmecilerin yeni alandaki haklarını belirleyen tahsis, kira ve geçiş esasları.

Bunlara ek olarak Bakanlık, Selçuk Belediyesi, Efes Kazı Başkanlığı, üniversiteler, ilgili meslek örgütleri, yerel işletmeciler ve sivil toplumun katıldığı açık bir Efes Arkeolojik Miras ve Ziyaretçi Yönetimi Çalıştayı düzenlenmesi, tartışmayı kişisel ve kurumsal restleşmeden çıkararak çözüm üretme zeminine taşıyabilir.

Dünya Miras Alanı yönetimi basın açıklamaları üzerinden değil; belge, katılım, bilimsel değerlendirme ve ortak akılla yürütülmelidir.

Türkiye’nin neden bir arkeoloji politikasına ihtiyacı var?

Efes’te bugün yaşadığımız tartışmayı yalnızca bir karşılama merkezi problemine indirgersek büyük bir fırsatı kaçırmış oluruz. Çünkü aynı sorular yarın başka bir ören yerinde, baraj projesinde, maden sahasında, turizm yatırımında veya kentsel dönüşüm alanında tekrar karşımıza çıkacaktır.

Bir arkeolojik alan turizme nasıl açılmalı? Ziyaretçi merkezi nerede kurulmalı? Otopark kapasitesini kim belirlemeli? Yerel toplum karar mekanizmasına nasıl katılmalı? Turizm gelirinden bölgeye nasıl değer aktarılmalı? Arkeolojik alanların çevresindeki ekonomik faaliyetler nasıl düzenlenmeli? KMED hangi projelerde ve hangi aşamada zorunlu hale getirilmeli? Kazı başkanlıkları, müzeler, koruma kurulları, yerel yönetimler ve merkezi idare arasındaki yetki ilişkisi nasıl kurulmalı? Kamu projelerinde bilimsel denetim nasıl daha görünür ve bağımsız hale getirilmeli?

Türkiye’nin ihtiyacı tek tek krizlere verilen geçici idari cevaplardan çok, bu soruların tamamına cevap veren kamusal bir arkeolojik miras politikasıdır.

Arkeoloji politikası “parti siyaseti” değildir

Burada “arkeolojinin politikası” ifadesinin yanlış anlaşılmaması gerekir. Bahsedilen şey arkeolojiyi herhangi bir siyasi partinin çizgisine sokmak değildir. Tam tersine, iktidarlar ve yerel yönetimler değişse bile korunması gereken temel kamusal ilkelerin belirlenmesidir.

Nasıl sağlık politikası, eğitim politikası, afet politikası ve çevre politikası varsa; arkeolojik miras için de uzun vadeli bir kamu politikası gerekir.

Bu politika;

  • bilimsel bağımsızlığı,
  • koruma hukukunu,
  • Kültürel Miras Etki Değerlendirmesini,
  • yerel kalkınmayı,
  • toplumsal katılımı,
  • ziyaretçi yönetimini,
  • kamusal şeffaflığı,
  • meslek etiğini,
  • kültür turizmini,
  • iklim ve afet risklerini,
  • ve kuşaklar arası sorumluluğu

aynı sistem içerisinde düşünmelidir.

ICOMOS’un yaklaşımı da aynı yöne işaret ediyor

ICOMOS 2022 Uluslararası Kültürel Miras Turizmi Şartı, kültürel mirasın korunmasını ve topluluk haklarını turizm politikalarının merkezine yerleştirmekte; katılımcı yönetişimi, yerel toplulukların dayanıklılığını ve turizmin faydalarının adil biçimde dağıtılmasını çağdaş miras yönetiminin temel unsurları arasında saymaktadır.

Bu yaklaşım bize, korumanın artık yalnızca “duvar ayakta mı?” sorusundan ibaret olmadığını gösteriyor. “Bu miras kimin yaşamını iyileştiriyor?”, “Turizm gelirinden kim yararlanıyor?”, “Yerel halk karar süreçlerine katılıyor mu?”, “Kültürel peyzaj turizm baskısı altında nasıl değişiyor?” soruları da arkeolojik miras yönetiminin konusudur.

Arkeoloji yalnızca toprağın altındaki yapılarla ilgilenmez.

O yapıların günümüz toplumu ile nasıl ilişki kurduğu, nasıl kullanıldığı, nasıl anlatıldığı, kim tarafından yönetildiği ve korumanın ekonomik-sosyal maliyetinin kim tarafından taşındığı da çağdaş arkeolojik miras yönetiminin parçasıdır.

Sonuç: Efes bir sınavdır

Efes yalnızca Anadolu arkeolojisinin en önemli alanlarından biri değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin kültürel miras yönetimi açısından bir sınavdır.

Bu sınavın cevabı “Bakanlık tamamen haklıdır” veya “Bakanlık tamamen haksızdır” kadar kolay değildir.

Mevcut otoparkın kaldırılmasının güçlü bir arkeolojik gerekçesi olabilir. Efes’in yeni ve daha nitelikli bir ziyaretçi yönetim sistemine ihtiyacı vardır. Mevcut ruhsat sahiplerinin yeni ticari birimlerde korunması olumlu bir yaklaşım olabilir.

Bunların hepsini kabul edebiliriz.

Aynı anda şu soruları da sormaya devam edebiliriz:

  • KMED hangi tarihte başladı ve karar sürecini gerçekten yönlendirdi mi?
  • Kurul kararının bütün bilimsel ekleri neden kamuoyuna açık değil?
  • Jeoradar ve jeofizik sonuçları proje paftalarıyla birlikte neden yayımlanmıyor?
  • Yeni proje gerçekten 714 sayılı İlke Kararının tarif ettiği düşük etkili, kontrollü ve gerektiğinde geri döndürülebilir ziyaretçi düzenlemesi ölçeğinde mi?
  • Arkeolojik tahribat iddiaları bağımsız ve şeffaf biçimde incelendi mi?
  • Otopark kapasitesi hangi bilimsel ziyaretçi taşıma kapasitesi çalışmasına dayanıyor?
  • Yerel işletmecilerin geleceği hangi bağlayıcı hukuki kurallarla güvence altına alındı?
  • Neden Efes gibi bütün insanlığa ait bir miras alanında süreç başından itibaren belgeleri erişilebilir ve katılımcı biçimde yürütülmüyor?

Bunlar siyasi polemik soruları değildir. Bunlar arkeolojik miras yönetiminin sorularıdır.

Biz arkeologların tam da bu nedenle bu tartışmaların içerisinde olması gerekir. Mesleğimizin sorumluluğu yalnızca kazı alanında başlayıp bitmez. Arkeolojinin kent hakkında, turizm hakkında, kalkınma hakkında, koruma hakkında, insan hakkında ve kamu yararı hakkında söyleyecek sözü olmak zorundadır.

Tarihi bir dokuyu kurtarmak ile o dokunun çevresinde yeşermiş yerel yaşamı korumak birbirinin düşmanı değildir. Doğru, bilimsel ve katılımcı bir miras yönetiminde bunlar birbirinin teminatıdır.

Mesele taşı mı, insanı mı koruyacağımız değildir.

Mesele, taşı da insanı da koruyabilecek bir arkeoloji politikasını kurup kuramayacağımızdır.

Kaynakça ve Dış Bağlantılar

Sık Sorulan Sorular

Efes’te mevcut otopark neden taşınıyor?

Kültür ve Turizm Bakanlığının açıklamasına göre mevcut otopark ve ticari alanların altında Bizans Dönemi saray kalıntıları tespit edildi. Bakanlık, mevcut alanı kazıya açmak ve ziyaretçi girişini sur dışındaki yeni merkeze taşımak istiyor.

1. derece arkeolojik sit alanında otopark veya ziyaretçi merkezi yapılabilir mi?

Kural olarak I. derece arkeolojik sit alanlarında yeni yapılaşmaya izin verilmez. Ancak 658 ve 714 sayılı İlke Kararları, ören yerlerinde Koruma Bölge Kurulunun özel izni ve bilimsel koşullar çerçevesinde giriş ünitesi, açık otopark, WC ve mobil satış üniteleri gibi sınırlı ziyaretçi düzenlemelerine izin verebilmektedir. Bu nedenle tartışmanın konusu yalnızca “yapılabilir mi?” değil; projenin ölçeğinin ve niteliğinin bu istisnaların sınırları içinde olup olmadığıdır.

KMED nedir ve Efes projesinde neden önemlidir?

Kültürel Miras Etki Değerlendirmesi, bir projenin kültürel miras değerleri üzerindeki doğrudan, dolaylı ve kümülatif etkilerini karar verilmeden önce değerlendirmeyi amaçlayan süreçtir. Efes’in UNESCO Dünya Miras statüsü ve Alan Yönetim Planı nedeniyle ziyaretçi yönetimi, altyapı, peyzaj ve ulaşım gibi büyük müdahalelerde KMED’in zamanlaması ve kapsamı kritik önemdedir.

Efes’te yeni ticari birimler kime verilecek?

Bakanlığın Şubat 2026’da kamuoyuna yansıyan açıklamasında yeni ticari birimlerin mevcut ruhsat sahiplerine tahsis edilmek üzere düzenlendiği belirtilmiştir. Ancak bu önceliğin kira, süre, devir ve geçiş desteği bakımından bağlayıcı kurallarla güvence altına alınması önemlidir.

Arkeolojik mirasın korunması ile yerel esnafın korunması çelişir mi?

Hayır. Çağdaş kültürel miras yönetimi, fiziksel koruma ile yerel toplumun ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliğini birlikte ele alır. Efes Alan Yönetim Planının vizyonu da doğal ve kültürel miras değerlerinin yerel toplumla birlikte korunmasını öngörmektedir.

Bu tartışmada en önemli talep ne olmalıdır?

Kurul kararları, KMED, jeoradar-jeofizik raporları, uygulama projeleri, arkeolojik denetim tutanakları ve yerel işletmecilerin tahsis koşulları kamuoyuna açıklanmalıdır. Böylece tartışma siyasi suçlamalardan çıkarak belgelenebilir bilimsel ve hukuki zemine taşınabilir.

Yazar Notu

Serkan Doldur, arkeolog ve Arkeologlar Derneği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanıdır. Anadolu arkeolojisi, kültürel miras, tarihî kentler ve dijital belgeleme alanlarında çalışmalar yürütür.

Arkeoloji.Biz
Yazar ve İçerik Üretici

Arkeoloji.Biz

Antik dünyanın dijital kazıcısı. Arkeoloji, tarih ve mitoloji alanındaki araştırmalarıyla geçmişin sırlarını gün yüzüne çıkarıyor.