İstanbul’un Çok Katmanlı Tarihi: Kent Arkeolojisi ve Kültürel Mirasın İzinde
İstanbul’un Katmanlarında: Kazlıçeşme Mozaikleri, Şeyh Süleyman Mescidi ve Kent Arkeolojisi
“İstanbul’un Katmanlarında” gerçekte neydi?
Mayıs 2026’daki tanıtım haberi, Milliyet Arkeoloji’nin 61. sayısının içeriğini duyuruyordu. Sayının İstanbul dosyasında Zeytinburnu’ndaki Kazlıçeşme Sanat ve restorasyon sırasında ortaya çıkan mozaikler öne çıkarıldı. Aynı sayıda Fatih-Zeyrek’teki Şeyh Süleyman Mescidi ve İstanbul dışından Prusias ad Hypium gibi farklı kazı ve koruma başlıklarına da yer verildi.
Bu ayrım önemlidir. Bir dergi dosyasını “kamusal arkeoloji etkinliği” gibi sunmak, hem kaynağın niteliğini hem de içerikte ele alınan bilimsel çalışmaların bağlamını değiştirir. Yeni metin, derginin işaret ettiği gerçek örnekleri bağımsız kaynaklarla genişletmektedir.
Kazlıçeşme: Osmanlı yapısının altında Geç Antik Çağ
Kazlıçeşme Sanat olarak kullanılan tarihî yapı, 19. yüzyılda askerî hastane işleviyle kullanılan ve sonraki dönemlerde farklı işlevler üstlenen bir yapıdır. Restorasyon sırasında zeminin altında arkeolojik kalıntıların ortaya çıkması üzerine araştırma genişletildi.
Bilimsel yayına göre Zeytinburnu mozaikleri, Kazlıçeşme Sanat parselinde 2017–2020 yılları arasında yürütülen çalışmalarla açığa çıkarıldı. Bu bulguların önemi, yalnızca nitelikli mozaik tabanların bulunması değil; İstanbul kara surlarının dışında Geç Antik Çağ yerleşim ve kullanım dokusuna yeni veri sağlamasıdır.
Mozaikler neden önemli?
Resmî müze tanıtımında mozaik tabanlar genel olarak MS 4.–5. yüzyıllara tarihlenir. Geometrik şemalar, yıldızlar, çokgenler ve bitkisel bezemeler görülür. Aynı alanda mezar yapıları, insan iskeletleri, seramikler ve farklı dönem sikkeleri de belgelenmiştir.
Bu buluntular, Konstantinopolis’in sur dışındaki peyzajını anlamak bakımından değerlidir. Geç Antik Çağ kentini yalnızca sur içindeki saraylar, kiliseler ve kamusal yapılar üzerinden okumak yerine, dış bölgelerdeki konut, üretim, gömü ve ulaşım ilişkilerini de araştırmaya imkân verir.
Arkeolojik tabanın yeni kültür yapısının içinde bulunduğu yerde korunması, modern kullanım ile arkeolojik mirasın birlikte var olabileceğini gösteren olumlu bir kent arkeolojisi örneğidir.
Şeyh Süleyman Mescidi: bir yapının çok katmanlı ömrü
Zeyrek’teki Şeyh Süleyman Mescidi, İstanbul’da yapıların yüzyıllar içinde değişen işlevlerini okumak için dikkat çekici bir örnektir. Bizans dönemindeki özgün işlevi konusunda farklı görüşler bulunmuş; kütüphane, mezar yapısı veya Pantokrator kompleksiyle ilişkili başka bir işlev tartışılmıştır.
Arkeolojik ve mimari araştırmalar, yapının alt seviyelerinde mezar kullanımıyla ilişkili unsurlar bulunduğunu göstermiştir. Fetih sonrasında ise yapı tekke/mescit kullanımına girmiş, Osmanlı dönemindeki onarım ve dönüşümlerle yaşamaya devam etmiştir.
Bu nedenle yapıyı yalnızca “eski kilise” ya da yalnızca “Osmanlı mescidi” diye tanımlamak yerine, mimari stratigrafisi üzerinden değerlendirmek daha doğru olur.
Yenikapı: modern altyapının açtığı tarih penceresi
İstanbul kent arkeolojisinin en çarpıcı örneklerinden biri Marmaray ve metro projeleri sırasında Yenikapı’da ortaya çıktı. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğünün 2004–2013 arasında yürüttüğü kazılar, Theodosius Limanı’nı ve 37 gemi batığını ortaya çıkardı. Batıklar yaklaşık MS 5.–11. yüzyıllar arasına tarihlenir.
Daha derin tabakalardaki Neolitik buluntular ise bugünkü İstanbul coğrafyasındaki insan yerleşiminin çok daha eski evrelerini belgeledi. Fakat bunu “İstanbul kentinin 8.500 yıldır kesintisiz aynı biçimde var olduğu” şeklinde okumak doğru değildir; tarihöncesi yerleşim ile imparatorluk başkentinin kentsel sürekliliği farklı arkeolojik olgulardır.
Kent arkeolojisinde yöntem ve koruma
Yoğun yapılaşmış kentlerde arkeolojik araştırma tek bir yöntemle yürütülmez. Arşiv belgeleri, mimari rölöve, stratigrafik kazı, fotogrametri ve 3B belgeleme; araştırma sorusuna göre jeofizik, arkeobotanik ve jeoarkeoloji gibi yöntemlerle desteklenebilir.
Jeoradar veya lazer tarama “kazının yerine geçen” teknolojiler değildir. Özellikle modern altyapının yoğun olduğu alanlarda jeofizik ölçümlerin sınırları vardır. Benzer biçimde her buluntunun açık hava müzesine dönüştürülmesi de mümkün değildir. Yerinde koruma, kontrollü sergileme, yeniden gömme ve müzeye taşıma seçenekleri; kalıntının durumu, yeni yapı ve kamusal erişim birlikte değerlendirilerek seçilmelidir.
Arkeolojik Değerlendirme
İstanbul’un “çok katmanlı” olması, yalnızca farklı imparatorlukların burada yaşamış olması değil; aynı parselin ve aynı yapının farklı dönemlere ait maddi izleri üst üste taşımasıdır.
Kazlıçeşme’de bir Osmanlı yapısının restorasyonu Geç Antik Çağ tabanlarını görünür kılmış, Şeyh Süleyman Mescidi’nde mimari kullanım evreleri yeniden okunmuş, Yenikapı’da ise ulaşım yatırımı dünya çapında bir liman ve batık koleksiyonunun belgelenmesini sağlamıştır.
Bu örneklerin ortak mesajı açıktır: İstanbul’daki büyük restorasyon, altyapı ve kentsel dönüşüm projelerinde arkeolojik potansiyel sonradan ortaya çıkan “sürpriz” değil, planlama aşamasında hesaba katılması gereken temel bir kent verisidir.
Kaynakça ve Dış Bağlantılar
- Milliyet Arkeoloji 61. sayı tanıtımı – “İstanbul’un Katmanlarında”, Mayıs 2026
- Discovery Process of the Zeytinburnu Mosaics Outside the City Walls
- GoTürkiye – Zeytinburnu Mozaik Müzesi
- Şeyh Süleyman Mescidi arkeotopografyası ve kazı bulguları
- Yenikapı batıkları üzerine İstanbul Üniversitesi bilimsel yayınları
Sık Sorulan Sorular
“İstanbul’un Katmanlarında” bir etkinlik miydi?
Hayır. Kaynak haber Milliyet Arkeoloji’nin Mayıs 2026’da yayımlanan 61. sayısının içeriğini tanıtıyordu.
Zeytinburnu mozaikleri hangi döneme ait?
Mozaikler genel olarak MS 4.–5. yüzyıllara, Geç Roma–Erken Doğu Roma dönemine tarihlenmektedir.
Yenikapı’da kaç gemi batığı bulundu?
2004–2013 arasındaki kazılarda 37 gemi batığı belgelendi.
Şeyh Süleyman Mescidi başlangıçta kilise miydi?
Bizans dönemindeki işlevi konusunda farklı bilimsel görüşler vardır. Yapının tek bir özgün kimliği kesinleşmiş gibi sunulmamalıdır.