Hattuşa Kazıları 120. Yılında: 5 Ülkeden 55 Bilim İnsanı ve 2.300 Yıllık Yeni Mezarlar
2026 neden “120. yıl”, ama 120. kazı sezonu değil?
Hattuşa’daki sistematik bilimsel kazılar 1906’da başladı. Dolayısıyla 2026, bu araştırma geleneğinin başlangıcından itibaren 120. yıl. Ancak bu, 120 ayrı kazı sezonu yürütüldüğü anlamına gelmiyor.
Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner, Anadolu Ajansına yaptığı açıklamada 1906’dan 1931’e kadar yalnızca dört yıl kazı yapılabildiğini belirtiyor. Birinci Dünya Savaşı, savaş sonrası koşullar ve daha sonra İkinci Dünya Savaşı araştırma takviminde uzun kesintilere yol açtı.
Bu nedenle Hattuşa’nın 2026’daki dönüm noktası, “120. kazı sezonu” değil, 120 yıllık bilimsel araştırma tarihi olarak tanımlanmalı.
1834: Charles Texier ve modern araştırma tarihinin başlangıcı
Hattuşa’nın kalıntıları yerel halk için bilinmeyen bir yer değildi; ancak alanın modern Avrupa bilim dünyasına tanıtılması 1834’te Fransız mimar ve gezgin Charles Texier ile ilişkilendirilir. Texier Boğazköy’deki anıtsal kalıntıları ve Yazılıkaya kabartmalarını belgeledi, fakat kentin Hitit başkenti olduğunu henüz bilmiyordu.
1893–1894’te Ernest Chantre’nin sondajlarında çivi yazılı tablet parçalarının bulunması, alanın yazılı arşiv barındırdığını gösteren önemli adımlardan biri oldu.
1906: Müze-i Hümayun, Theodor Makridi Bey ve Hugo Winckler
Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kayıtlarına göre sistematik araştırma 1906’da başladı. İstanbul Müze-i Hümayunu adına Theodor Makridi Bey sorumluluğunda yürütülen çalışmaya Alman Doğu Cemiyetinden Assiriyolog Hugo Winckler katıldı.
1906’da ele geçen büyük tablet grupları, Boğazköy’ün Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Hattuşa olduğunun belirlenmesinde kritik rol oynadı. 1907’de Otto Puchstein yönetimindeki Alman Arkeoloji Enstitüsü ekibi plan ve topoğrafik belgeleme çalışmalarına katıldı; Makridi ile Winckler’in çalışmaları 1911 ve 1912’de devam etti.
1931’den günümüze: Araştırma soruları nasıl değişti?
Kurt Bittel dönemi
Çalışmalar 1931’de Kurt Bittel yönetiminde yeniden başladı ve 1939’a kadar sürdü. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle verilen aradan sonra 1952’de devam etti. Büyükkale saray alanı, Büyük Tapınak ve depoları, Aşağı Şehir ile Yazılıkaya temel araştırma alanları arasındaydı.
Peter Neve: Yukarı Şehir
1978’den itibaren Peter Neve özellikle Yukarı Şehir’e yoğunlaştı. DAI, bu çalışmalar sırasında 30’dan fazla tapınak ve başka kamusal yapı tanımlandığını belirtiyor.
Jürgen Seeher: tahıl ve su yönetimi
Jürgen Seeher döneminde yeraltı tahıl siloları ve su rezervuarları üzerine yapılan çalışmalar, kentin ekonomik işleyişinin anlaşılmasına önemli katkı sağladı.
Andreas Schachner: çok dönemli kent biyografisi
Andreas Schachner 2006’dan beri araştırmaları yönetiyor. DAI’ye göre güncel çalışmalar Büyükkale’nin Kuzeybatı Yamacı, Büyükkale ve Yukarı Şehir’in batı yamacı gibi alanlarda sürüyor.
2026 ekibi: 5 ülkeden 55 bilim insanı ve öğrenci
Anadolu Ajansının 8 Ağustos 2026 tarihli haberine göre bu yıl Hattuşa’da Türkiye, Almanya, İtalya, Macaristan ve ABD’den toplam 55 bilim insanı ve öğrenci görev yapıyor. Arkeoloji dışında jeoloji, jeomorfoloji, mimarlık, filoloji ve arkeozooloji gibi disiplinlerden uzmanlar da ekipte bulunuyor.
Aynı açıklamaya göre 105 yerel işçi çalışmalara katılıyor; böylece sahadaki toplam ekip 150 kişinin üzerine çıkıyor. 2026 sezonunda kentte beş ayrı noktada bilimsel kazı yürütülüyor.
2026’da yaklaşık 2.300 yıllık üç yeni mezar
11 Ağustos 2026’da açıklanan yeni buluntular, Hattuşa’nın Kuzeybatı Yamacında ortaya çıkarıldı. Kazı ekibi bir ambarın çevresini araştırırken seyrek düzenlenmiş bir mezarlık alanına ulaştı.
Schachner’e göre mezarlar MÖ 4. yüzyılın sonu ile MÖ 3. yüzyıla, yani Erken Helenistik/Galat dönemine tarihleniyor. 2025 sezonunda aynı alanda beş, 2026’da üç mezar bulundu. Alanın daha batısında önceki yıllarda belgelenen aynı döneme ait dokuz mezarla birlikte toplam sayı 17’ye ulaşıyor.
2026’da açığa çıkarılan mezarlardan biri özellikle iyi korunmuş durumda. Yaklaşık yedi metre çapındaki taş çevre duvarı içerisinde ikinci bir taş hat ve taş sanduka mezar bulunuyor; iskelet de büyük ölçüde bütün durumda korunmuş.
İskeletin omuz hizasındaki bıçak ne anlama geliyor?
İyi korunmuş mezardaki iskeletin sağ omuz hizasında bir bıçak bulundu. Fakat buluntunun yorumu henüz açık değil.
Schachner, bunun bir ölü hediyesi ya da kişinin yanında gömülen başka bir unsur olabileceğini; kesin yorum için mezarın tümüyle açılması ve analizlerin tamamlanması gerektiğini belirtiyor. Bireyin erkek olabileceği ihtimali dile getirildi, ancak bu da henüz kesinleşmiş bir antropolojik sonuç değil.
Hattuşa yalnız Hitit başkentinden ibaret değil
Hitit İmparatorluğu Hattuşa’nın en tanınan evresidir; ancak AA ve DAI kaynakları kentte erken Kalkolitik dönemden Hitit öncesi evrelere, Hitit döneminden Demir Çağı, Galat, Roma ve Bizans dönemlerine kadar farklı kullanım katmanlarının bulunduğunu belirtiyor.
Bu nedenle Erken Helenistik/Galat mezarlığı “Hitit mezarlığı” olarak tanımlanmamalıdır. Mezarlık, Hitit İmparatorluğu’nun sona ermesinden yüzyıllar sonraki farklı bir toplumsal ve tarihsel bağlama aittir.
UNESCO Dünya Mirası ve Dünya Belleği: İki farklı statü
Hattuşa: Hitit Başkenti, 1986 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alındı. UNESCO değerlendirmesinde surlar, Aslanlı Kapı ve Kral Kapı, saraylar, tapınaklar ve Yazılıkaya kaya kutsal alanı sitin üstün evrensel değerinin önemli unsurları arasında yer alıyor.
Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tablet arşivleri ise ayrı bir statüye sahip. Tablet arşivi 2001 yılında UNESCO Dünya Belleği Uluslararası Kütüğüne alındı.
Arkeolojik Değerlendirme
Hattuşa’nın 120 yıllık araştırma tarihinin değeri, yalnız uzun sürmesinde değil, aynı alanın farklı dönemlerde farklı sorularla yeniden incelenebilmesinde yatıyor.
1906’da temel sorunlardan biri Boğazköy’ün kimliğinin ve yazılı arşivinin çözülmesiydi. Daha sonraki dönemlerde kent planı, saraylar, tapınaklar, tahıl depoları, su yönetimi ve Hitit sonrası yerleşim evreleri araştırmanın odağına girdi. 2026’daki Erken Helenistik/Galat mezarlığı da bu uzun araştırma çizgisinin önemli bir parçası.
Yeni mezarlar, Hattuşa’nın Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle “bir anda sona eren” bir kent olarak anlatılamayacağını gösteriyor. Ancak farklı dönemlerdeki kullanımın kesintisiz tek bir kent yaşamı olduğu da varsayılmamalı.
İlgili Yazılar
Kaynakça ve Dış Bağlantılar
- Anadolu Ajansı, 8 Ağustos 2026 – Hattuşa’nın 120. yılı ve uluslararası ekip
- Anadolu Ajansı, 11 Ağustos 2026 – 2.300 yıllık yeni mezarlar
- Alman Arkeoloji Enstitüsü – Ḫattuša/Boğazköy araştırma tarihi
- Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü – Hattuşa kazı alanı
- UNESCO World Heritage Centre – Hattusha: the Hittite Capital
Sık Sorulan Sorular
Hattuşa kazıları ne zaman başladı?
Hattuşa’daki sistematik bilimsel araştırmalar 1906’da İstanbul Müze-i Hümayunu adına Theodor Makridi Bey’in sorumluluğunda, Assiriyolog Hugo Winckler’in katılımıyla başladı.
2026, Hattuşa’nın 120. kazı sezonu mu?
Hayır. 1906’dan 2026’ya 120 yıl geçmiş olsa da kazılar savaşlar ve başka kesintiler nedeniyle her yıl yapılmadı. 2026, araştırmaların başlamasının 120. yılıdır.
2026’da Hattuşa’da kaç bilim insanı çalışıyor?
Anadolu Ajansının 8 Ağustos 2026 tarihli haberine göre Türkiye, Almanya, İtalya, Macaristan ve ABD’den 55 bilim insanı ve öğrenci çalışıyor; ayrıca 105 yerel işçi görev yapıyor.
2026’da bulunan 2.300 yıllık mezarlar hangi döneme ait?
Kuzeybatı Yamacı’ndaki mezarlar MÖ 4. yüzyılın sonu ile MÖ 3. yüzyıla, Erken Helenistik/Galat dönemine tarihleniyor.
Hattuşa’nın UNESCO Dünya Mirası ve Dünya Belleği statüleri aynı mı?
Hayır. Hattuşa arkeolojik alanı 1986’dan beri UNESCO Dünya Miras Listesi’ndedir. Hattuşa çivi yazılı tablet arşivleri ise 2001’de UNESCO Dünya Belleği Uluslararası Kütüğüne alınmıştır.