Header Ads

ARKEOLOJİK BİLGİLERLE: SAVAŞ VE BARIŞ

 

Neşe Uzunkaya'nın 9 Eylül Gazetesinde paylaştığı köşe yazısı bir önceki paylaşımlarımızda ki gibi arkeolojik bilgiler ile gündemi yorumluyor. Bu Hafta ki yazısında buluntularla ele geçen dünyanın ilk barış antlaşması genelinden Dünyamızda ki savaş tarihine farklı bir bakış açısı sunmuş. Tarihin tekrardan ibaret olduğunu ve değişenin aslında sadece kişiler olduğunu çarpıcı bir şekilde yazıya döktüğü bu yazısını keyifle okuyacağınızı düşünüyoruz.

Savaş Ve Barış: 3300 Yıl Önce Olduğu Gibi

Dünya tarihinde savaşların 30 yıl, 100 yıl hatta tam 335 yıl süreni oldu. Sıcak savaşlar bittiğinde ülkelerin soğuk savaş kavramıyla cepheleştiği dönemle geçtik. Dünya üstünde yaşayanlar bir sıcak, bir soğuk, sonra tekrar sıcak savaş dönemine girmeye artık alışmış görünüyor. Soğuk-sıcak iklim dönemleri döngüsel değişimi gibi, kısa süren barış aralıklarını her zaman savaşlar takip ediyor

Kadeş Savaşında Ramses 2 nin kullandığı Savaş Arabasının Tasviri

Koalisyon savaşları, sınır ötesi operasyonlar, yabancı ülkeye asker gönderilmesi, görev bitiminde askerlerin geri çekilmesi, garantörlük anlaşmaları, mültecilerin gittikleri ülkeden geri gönderilmesi, iade edilen mültecilerin affı, yaşamsal haklarının korunması gibi konular bize neyi anımsatıyor? 

    Savaşı sona erdirme amacıyla Ukrayna ile Rusya arasında yürütülen, Türkiye’nin ve başka devletlerin de adının geçtiği müzakereleri mi? Suriye’de ortay çıkan çatışmaları mı, ya da dünyanın başka bir bölgesinde olup bitenleri mi? 

    Bunların hiçbiri değil. Tüm bu olgular tam 3 bin 300 yıl önce yapılan, iki devletin eşit statüde gerçekleştirmiş olduğu, elimizde bulunan ilk yazılı barış antlaşmasında hüküm altına alınmıştı. 

    Dünya’nın en eski yazılı anlaşması olarak bilinen Kadeş Anlaşması’ndan önce yapılmış başka barış anlaşmalarının varlığına kesin gözüyle bakılıyor. 

    Bunu işaretlerinin olduğu da arkeologlar ve tarihçiler tarafından belirtiliyor. Savaş demek yıkım, can kaybı, kıyım demek aslında. Savaşlardan sonra gelen anlaşmalar ve barışlar insanların nefes aldığı dönemler oluyor. Dünya tarihine baktığımız da çok özel bir anlaşmanın bu günün siyasi, sosyal ve ekonomik yapısına, yansımalarıyla temel oluşturduğunu görüyoruz. 

    Kadeş Anlaşması,  300 yıllık bir diplomatik metin olarak, günümüzdeki ülkelerarası ilişkiler, devletlerarası hukuk ve diplomasi yaklaşımları ile şaşırtıcı derecede çok ortak noktalar taşıyor.

KADEŞ SAVAŞININ NEDENLERİ 

M.Ö. 13. Yüzyıl başlarında Mısır ve Hitit devletleri birbirine eşit kuvvetler haline gelmişti. Ticaret yollarını ele geçirmek isteyen Hitit Kralı Muvatalli, ülkesinin sınırlarına yeniden şekil vermek istiyordu. I. Şuppiluliuma döneminde Hitit Prensi Zannanza’nın kraliçe Ankesenamon ile evlenmek üzere Mısır'a giderken Mısırlılar tarafından öldürülmesi, iki büyük devletin ekonomik çıkarlarının Kuzey Suriye toprakları üzerinde birleşmesi, Hitit egemenliğindeki Amurru şehir devletinin Mısır safına geçmesi de savaşın nedenleri olarak sıralanabilir. 

Tarihin kaydettiği en ünlü savaşlardan biri, yapıldığı yer olan Kadeş şehrinin adıyla anıldı. Hitit Kralı İkinci Muvattalli ve Mısır Kralı İkinci Ramses'in başında olduğu iki büyük ordu M.Ö. 1293’de Kadeş Kalesi önlerinde karşılaştı. 2 gün boyunca devam eden savaş sona erecek gibi değildi. Sonunda savaşın bitirilmesine karar verildi. 

Konuyu ayrıntılı olarak anlatan sosyolog tarihçi Prof. Dr. Afet İnan, Eski Mısır Tarih ve Medeniyeti adlı kitabında şöyle diyor: 

“Muvattali, Mısır vesikalarının göstermek istedikleri şekilde Kadeş’te mağlup olmuş bir hükümdar vaziyetinde değildi. Bilakis, Kuzey Suriye’de hakim ve kuvvetli oluğu gibi Mısır ordusuna karşı koyabilecek durumu da hazırlamış bulunuyordu. Hattiler, Mısırlılar’a karşı en müthiş koalisyonu kuzeyde hazırlıyorlardı. Muvattali yirmiye yakın ayrı siyasi teşekkülün yardımlarını temin etmişti. Bunların içinde Anadolu beylikleri olduğu gibi Ege adalarından da ittifaka dahil olanlar vardı. Kuzey Suriye beyleri de insan ve savaş arabaları vermeyi vaat etmişlerdi. Hatti İmparatorluğunun gayesi kuzey Suriye’de Mısır hegemonyasını kaldırmaktı.”


Kadeş Savaşının geçtiği coğrafyayı gösteren harita

KADEŞ SAVAŞINI KİM KAZANDI?

“Hatti kuvvetleri birdenbire Oront nehrini geçerek hücum etmiş ve Mısır ordusunu ikiye ayırmıştı. Hattilerin yüzlerce savaş arabası arasından sıyrılabilen Mısır ordusu ancak güneyde toplanabilmiş ve Muvattali ordusunun inmesine kısmen mani olabilmişti. Mısır ordusu için büyük bir felaket olan bu halden bizzat 2. Ramses zor kaçabilmişti. Kadeş’i zapt edemediği gibi Fırat Nehri'ne de ulaşamamıştı. Böylece Kadeş şehri Mısır Hatti muharebesinde bir harp mevkii olmuştu. Bu seferin ayrıntısı Mısır vesikalarında edebi mahiyette ve mübalağalı bir tarzda tasvir edilmiştir fakat buna rağmen Mısır ordusu ve hükümdarının mutlak bir felaketten kurtulduğu ve geri çekilmeğe mecbur oldukları yazılmıştır. Mısır kayıtlarında savaşı Mısır’ın kazandığının yazmasına rağmen Hitit kaynaklarında bu tam tersi şekilde yer almaktadır.” Mısır firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı Muvattalli arasında Kadeş Kalesi önünde yapılan savaş Kadeş Barış Antlaşması ile sonuçlandı. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşalttı. Kadeş Şehri Hititlere kaldı. Savaşın seyri ile ilgili iki devlete ait kayıtlarda farklı bilgiler yer almakta; Mısır kaynaklarında Mısır’ın kazandığı, Hitit kaynaklarında ise Hititlerin kazandığı yazmaktadır. Askeri açıdan Hititlerin daha başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Savaşın ardından III. Hattuşili döneminde II. Ramses ile imzalanan Kadeş Antlaşması’nın Doğu'daki Asur tehdidine karşı da yapıldığı savunulabilir. 

KADEŞ ANTLAŞMASI 

    “Bu olaylardan sonra Mısır-Hatti antlaşmasına doğru gidilmiş ve nihayet iki devlet arasında bir sulh muahedesi yapılmıştır. (M.Ö. 1278) Daha önce Kadeş muharebesini yapan 2. Ramses, Hatti imparatoru Muvattali’nin halefi 3. Hattuşili zamanında bir dostluk muahedesi yapmayı uygun buldu. Bu muahede M.Ö. 13 asrın en önemli diplomatik vesikalarından biridir. 

    Ön Asya devletleri arasındaki siyasi dengeyi belirten muahedenin de şartlarına her iki devletin uymuş oldukları görülür. Hattuşili ile Ramses arasında yapılan muahede iki eşit hükümdar arasında imzalanmıştır. Bu antlaşmanın iki metni vardır. Birisi gümüş tablet üzerine yazdırılıp Hatti kralı tarafından mühürlenerek Ramses’e gönderilmiş ve bu metin esas tutularak hiyeroglifle Karnak ve Ramseum mabetlerine kazılmıştır. Diğeri Ramses tarafından Hatti sarayına gönderilen Akatça metindir. Antlaşmanın kil tabletten kopyası Hitit imparatorluğunun başkenti Hattuşa (Boğazkale) antik kentinde yapılan kazılarda 1906 yılında bulunmuştur. Mısıra gönderilen gümüş tablet elde mevcut değildir. Bu metinlerin her biri gönderen tarafın mesuliyetini taşımaktadır. Metinler tam tespit edilmeden önce her iki tarafın temsilcileri arasında bir müzakere ve anlaşma yapılmış olduğu tahmin edilebilir.” Kadeş Antlaşması'nda Hattuşa’da bulunan çivi yazısı tabletlerinin kopyası New York'taki Birleşmiş Milletler binasında da yer almaktadır. Kadeş Antlaşması ile savaşan iki devlet de birbirlerine saldırmama sözü vermiş, Kadeş toprakları Hititlerde kalmıştır. İki devlet birbirlerinin topraklarına yapılan saldırılarda birbirlerinin yanında olacaklarına dair güvence vermişlerdir. Doğuda ticaret yolları ile bölgeyi ele geçirmek isteyen Asur Devleti'nin yarattığı tehdide karşı birlik olma amacıyla Kadeş Antlaşması'nı imzalamışlardır. 

Kadeş Antlaşmasından bir parça. Bu Kil tablet şu an Berlin Müzesinde sergileniyor.

KADEŞ ANTLAŞMASININ ÖNEMİ VE ÖZELLİKLERİ 

    Kayıtlara geçmiş ilk yazılı antlaşma olmasının yanında dünyada eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşma olan Kadeş Antlaşması, bu yönüyle tarihin en önemli yazılı antlaşmasıdır. Metinde genel olarak iyilik, doğruluk ve adaletten bahsedilmiştir. 2. Ramses ile Muvattalli arasında varılan antlaşmaya göre Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltacaktı. Antlaşma hükümlerine bağlı kalan Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşalttı. Kadeş’i Hititlere bıraktı. Mutavalli ise sulh antlaşması sırasında ordu bünyesinde çıkan bir isyanda öldürüldü. Bu durum yönetim otoritesinin sarsılmasına sebep oldu. Muvattali antlaşmayı imzalayamadan ölünce, Kadeş Antlaşması Hitit kralı 3. Hattuşili tarafından imzalanıp uygulamaya konuldu. 

ANADOLU FARKI: KRALİÇE PUDU-HEPA YÖNETİMDE SÖZ SAHİBİ 

    Kadeş Antlaşması'nda kralın mührü yanında kraliçenin mührü de yer almaktadır. Bu da bölge de kadına verilen değerin göstergesi olarak kabul edilen bir durumdur. “Mısır metnine göre gümüş tabletin imzaları şöyle tasvir edilmiştir; Bir tarafta ve ortada ‘kuvvetli ve büyük Hatti kralı büyük ve kuvvetli Kral Murşil’in oğlu bu muahedeyi yaptı ve mühürledi’ ibaresi ve mührü. Diğer tarafta ‘memleketin hakimi hatti kraliçesi Pudu Hepa’nın mührü.

    Hatti’nin kral ve kraliçesi Mısır’a gönderdiği muahede metnini resmen mühürlemiştir. İki mührün aynı şekil ve mahiyette oluşu Hatti devletinde kral ve kraliçenin resmi bir muahedeyi aynı haklara sahip olarak imzalamış olduklarını gösterir. Böylece Mısır’da olmayan bir durum Hatti devletinde mevcuttur ve kadınların siyasi haklarını belirtmesi bakımından çok önemlidir.” Kadeş Antlaşması, 3300 yıl önce ülke yönetimde söz sahibi olan, uluslararası bir anlaşma metninde imzası bulunan Anadolu kadının gücünü belgelemektedir. 

MISIR VE HİTİT İŞBİRLİĞİ BÖLGESEL SÜPER GÜÇ YARATTI 

    “Kadeş Savaşı bir sona varamayacak şekilde ilerlediğinden antlaşma ile bitirilmiştir. İmzalanan Kadeş Antlaşması ile savaşan her iki devlet de birbirlerine saldırmama sözü vermiş, Kadeş, Hitit topraklarında kalmış, birbirlerinin topraklarına yapılan saldırılarda da birbirlerini savunacaklarına dair güvence vermişlerdir. Bununla birlikte Kadeş Antlaşması, Doğu’daki ticaret yolları sebebi ile o bölgeyi ele geçirmek isteyen Asur Devleti’nin yarattığı tehdide karşı birlik olma amacını da barındırmıştır. 

    Bu muahedenin teatisinden sonra 2. Ramses daha 46 yıl hüküm sürmüş ve bu müddet zarfında Hattilerle tam bir sulh devri yaşanmıştır. Hiçbir Asyalı kavim bu kuvvetli ve birleşmiş iki devlet karşısında tecavüze cesaret edememiştir. 

    Mısır belgelerine göre M.Ö. 1264 yılında Hattuşili’nin kızı ile 2. Ramses’in evlenme töreni her iki hükümdarın Mısır’da buluşmasına vesile olmuş. Bu hadiseyi Mısır vesikaları uzun uzun tasvir etmişler. Bu akrabalık dostluğu daha çok desteklemiş. Her iki kral çeşitli vesilelerle bu muahedeye sadık kaldıklarını beyan etmişler. İki devlet arasında uygulanan muahede esaslarına göre, ön Asya’da yarım asra yakın bir zaman sulh ve sükun temin edilmiştir.” 

KADEŞ ANTLAŞMASI HÜKÜMLERİ 

Bunlar, Mısır memleketi Büyük Kralı’nın kahraman Hattuşili’ye söylediği sözlerdir. Aramızda daima olarak iyi kardeşlik ve iyi sulh kurdum. Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebetlerde iyi kardeşliğin ve iyi sulhun tesisi için şunları söylüyorum: 

- O benim kardeşimdir, ben de onun kardeşiyim ve onunla daima sulh halindeyiz. Bize gelince: Bizim kardeşliğimiz ve sulhumuz evvelce Mısır memleketi arasındaki sulh ve kardeşlikten daha iyi olacaktır. 

- Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana, Hatti memleketi Kralı Büyük Kral Hattuşili ile sulh ve kardeşlik halindedir. 

- Mısır memleketi Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’nın oğullarının, Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili’nin oğulları ile ve kardeşleri ile sulh ve dostlukları daimidir. Onlar da bizim gibi kardeş ve sulh halindedir. 

- Mısır memleketiyle Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince: Onlarda bizim gibi daima kardeşlik ve sulh halindedirler. - Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana istikbalde her hangi bir şey almak için Hatti memleketine girmeyecektir. 

- Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili de istikbalde herhangi bir şey almak için Mısır memleketine girmeyecektir. 

- Güneş ve Fırtına tanrılarının Mısır memleketi ile Hatti memleketi için getirmiş oldukları ilahi nizam, onlar arasındaki sulh ve kardeşliktir, düşmanlık değildir. 

- Eğer yabancı bir memleketten bir düşman Hatti memleketine gelirse ve Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili bana “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye haber gönderirse, Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadesini, süvarisini gönderecek, onu öldürecek, Hatti memleketi için ondan intikam alacak. 

- Eğer Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili tâbi beylerine kızarsa, onlar ona karşı bir kusurda bulunursa Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya haber gönderirse Mısır memleketi Kralı piyadesini ve süvarisini ona gönderir. O kimlere kızmışsa onları imha eder. 

- Eğer dış memleketlerden yabancı bir düşman Mısır Kralı kardeşin Rea-Maşeşa Mai Amana’ya ve Mısır memleketine karşı gelirse ve onun kardeşi Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse, Hatti memleketi Kralı Hattuşili piyadesini, süvarisini gönderecek ve benim düşmanımı öldürecek. 

- Eğer Mısır Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana tâbi beylerden birine kızarsa, onlar ona karşı birleşirlerse ve ben Hatti Kralı kardeşim Hattuşili’ye “Haydi” dersem Hatti memleketi Büyük Kralı Hattuşili piyadelerini ve harp arabalarını gönderecek, o kimlere kızmışsa onların hepsini mahvedecek.  Bu içerik Dokuz Eylül Gazetesi'nden alıntılanmıştır.

- Eğer bir asilzade Hatti memleketinden kaçarsa böyle bir adam Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea Maşeşa Mai Amana’ya iltica ederse vazifesini yerine getirmek için, ister Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye ait olsun, ister ayrı bir şehre ait olsun, onu yakalayacak ve onu Hatti Kralı, Büyük Kral Hattuşili’ye iade edecek. 

- Eğer bir asilzade Mısır memleketi Büyük Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’dan kaçarsa ve böyle birisi Hatti memleketine, Hatti memleketi Kralı Büyük Kral Hattuşili’ye gelirse onu yakalayacak, kardeşi Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya iade edecek. 

- Eğer bir, iki veya üç adam Hatti memleketinden kaçarsa, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya gelirse Mısır memleketi Kralı Büyük Kral onları yakalayacak ve kardeşi Hattuşili’ye iade edecek. 

- Mısır Kralı ve Hatti Kralı kardeştirler, bu sebepten onları bu kabahatleri için şiddetle cezalandırmasınlar. Onların gözlerinden yaş akmasın, bu şahıslardan, karıları ve çocuklarından intikam alınmasın. 

O günkü insanların egemenlik için yaptıkları savaş ve barışlar tarihin tekrarı olarak bugün de benzer şekillerde yaşanmaya devam ediyor. 

Savaş Ve Barış: 3300 Yıl Önce Olduğu Gibi Bu içerik Dokuz Eylül Gazetesi'nden alıntılanmıştır. 

Neşe UZUNKAYA

YAZIDA MERAK ETTİĞİNİZ BİLGİLERİ VEYA BENZER YAZILARI BULMAK İÇİN ARAMAYI KULLANABİLİRSİNİZ

YAZI HAKKINDA YORUMLAR

Hiç yorum yok