Header Ads

Arkaik Dönem -Yunan Tapınakları



"Alıntıdır"

Arkaik Dönem -Yunan Tapınakları


DELPHOI, Apollon Tapınağı

- Bulunduğu alan ve mitolojik açıdan önemli bir yerleşmedir. Diğer yapılarla olan genel plan için de önemli bir yerdir.
- Apollon bilicilik merkezidir ve Apollon kahini olan Pythia burada bulunur.
·         - Arkaik bir tapınak değildir.
·          - 130 x 180 m. Boyutunda bir alandır.

·         - Parnassos Dağı’nın eteğinde yer alır.
·         - Templum in antis* planlı küçük yapılar bulunmaktadır.
-     *Pronaos'ta ante'lerin arasında iki sütunu bulunan tapınaklara verilen ad.
·         - Arazi eğimli olduğu için teraslar şeklinde düzenlenmiştir.
·         - Thesauros’lar da (hazine binası) bulunmaktadır. Sözgelimi; 11 no.lu Atina ve 4 no.lu Sikyon gibi.
·         - Terasta Apollon tapınağı bulunmaktadır. Burada üst üste birkaç tapınak yer almaktadır.
   1 .    TAPINAK: Defne dalı ve yapraklarından yapılmıştır. Çardak şeklinde, kutsal bir kulübe imiş.
2.        2. TAPINAK: Dal ve yaprakların fırtınada uçmasından dolayı fırtına sonrası tüy ve balmumundan yeniden        burada kutsal bir yer yapılmış.
3.        3. TAPINAK: Metalden yapılmıştır. Bunun yapımında Athena’ya Hephaistos’un yardımcı olduğu söylenir.    Yapı zaman içinde toprakta kaybolmuştur, muhtemelen bir deprem olmuş olabilir.
4.         4. TAPINAK: Apollon’a yapılan ağıtlarda (=hymnos) anılır. Agamedes ve Tropholios adlı 2 efsanevi mimar  tarafından yapıldığı söyleniyor. Yapıya ait bir bilgimiz yoktur. 6. Yüzyılın ortasında 548 tarihinde çıkan bir  yangınla tahrip olmuştur. Sonrasında (2) evreli bir yapı mevcuttur.
5.        5. TAPINAK: 548’den sonra yaklaşık 525’lerde Olgun Arkaik dönemde yapılan bir yapı.
·         - 6 x 15 sütunlu
·         - Peripteros planlı
·         - Kehanet ocağı mevcut
·         - Lydia kralı Kroisos buraya büyük armağanlar vermiş
·         - Elimizde fazla bilgi mevcut değil
6.        6. TAPINAK: MÖ 366-320 arasında yapılmış, Klasik Çağ sonu ve Hellenistik döneme tarihlenen bir yapıdır.  Bu yapı Arkaik dönemden farklılık göstermemektedir. Arazi eğimli olduğundan teraslıdır. Alınlığında  Apollon’un quadrigası* ve Delphi’ye gelişi betimlenmektedir.
*Olimpiyat oyunlarında ve diğer oyunlarda yarıştırılan, yan yana koşulmuş dört at tarafından çekilen araba

Delphoi'deki Apollon tapınağı ve Yılanlı Sütun
Dört adet dor stilindeki sütunun üzerinde üçgen bir mermer çatıdan oluşan Delfi Tapınağı Apollon adına inşa edilmişti. Mabedin üzerine inşa edildiği 4 sütun, Mu kültürünün temelini oluşturan 4 büyük kozmik yaratıcı gücün sembolleri idi. Bunlar ruh enerjisi, zaman enerjisi, fizik enerjisi ve hayat enerjisi idi. Dışarıdaki sivil insanlara bu sır ateş, hava, toprak ve su sembollerine büründürülerek anlatılmıştı.

4 ana sütun ve tepesindeki üçgen çatısı bulunan Delfi Tapınağının içinde bir sütun vardı. Bu sütun bronzdan yapılmıştı ve 3 adet yılan vücudu spiral yaparak yükselirken, vücutlarının sarımı sütunun kendisini oluşturuyordu. 3 yılan başının üzerinde ise altın bir kazan vardı. Kazanın içinde hiç söndürülmeyen ateş, sürekli yanardı. Yılan vücutlarının sarımları yerden 6.5 metre yükseklikte, tam 29. turdan itibaren 3 yana ayrılıyor, en tepede başlarının üzerindeki altın kazanı taşıyordu. Kazan öyle yerleştirilmişti ki, ejderha şeklindeki 3 yılanın başı, kazanın 3 ayağı şeklindeydi.

M.Ö. 5. yüzyılda bir araya gelerek 479 yılındaki Platea ve 480 yılındaki Salamis zaferleri Persleri yenen 31 yunan kolonisi, elde ettikleri büyük miktardaki bronz ganimetin bir kısmını kullanarak yılanlı sütunu yapmışlardı. 3 başlı yılan yapmalarının sebebi ise vaktiyle Apollon'un öldürdüğü 3 başlı bir yılandı. 8 metre yüksekliğindeki yılanlı burma sütun, bronzdan döküldükten sonra Apollon'un Delfi'deki tapınağına hediye edilmiş, yılanların tepesine konan altın kazanda ise ateş yanması sağlanmıştı. 31 Yunan kolonisinin baş şehirlerinin isimleri sütunun üzerine kazılmış olup bunlar bugün de okunabilmektedir. Tapınağı ve kenti yılan, çıyan akrep gibi her türlü böceğe ve zararlı sürüngene karşı koruması amacıyla Yılanlı Sütuna özel olarak güçlü büyüler yapılmıştı. Tapınaktaki Yılanlı Sütunun haşaratı kaçırıcı özelliği o zamanlar çok iyi biliniyordu ve söylentisi İstanbul'a kadar ulaşmıştı. İmparator 1. Konstantin imparatorluğunun başkentini Roma'dan Konstantinapolis'e taşıdıktan sonra ne yapıp edip bu sütunun İstanbul'a getirilmesini istiyor, o zamanlar şehri adeta istilâ etmiş olan  böcekleri ve yılanları kentten uzak tutmayı planlıyordu. Nitekim, 324 yılında 1. Konstantin emriyle düzenlenen bir seferde sütun tapınaktan sökülerek deniz yoluyla İstanbul'a getirilmiş ve o zamanlar görkemli spor müsabakalarının yapıldığı ve bayramların kutlandığı devasa hipodromun (Atmeidan) tam ortasına dikilmişti. Hipodromda en sık yapılan müsabakalar, atların çektikleri arabalarla yapılan yarışlar ve yarış sırasında  yarışmacıların Yılanlı Sütun'un etrafında dönmelerinden ibaretti. Bizans zamanında spor müsabakaları için kullanılan hipodrom, 1453'te Osmanlı İmparatorluğu döneminden sonra hem spor müsabakaları hem de bayram kutlamaları için kullanılmıştır. 17. yüzyıla hipodromdaki sütunun üzerindeki yılanların kafaları yerlerinde duruyordu. Hipodromdan günümüze büyük kemerlerle donatılmış tuğla bir yapı kalakalmıştır. Bu yapı, hipodromun yuvarlak güney ucundadır.Yılanların başları ise zamanla değişik zamanlarda koparılmış, kaybolmuştur. Bunlardan birisi ile ilgili Evliya Çelebi, ünlü seyahatnamesinde şunları yazar: "Başının bir tanesini kendini bilmez, yiğitlik taslayan biri kılıçla vurarak kırmıştı. O anda direğin tılsımı bozulmuş, İstanbul’un içine yılan, çıyan, akrep ve benzeri hayvanlar doluşmuştur." Daha sonra kafalardan bir tanesi ingilizler tarafından bulunarak ülke dışına kaçırılmıştır. Şu an bu kafa British Museum'dadır. Bulunan ikinci kafa ise İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne konmuştur ve halen oradadır. Üçüncü kafa halen kayıptır.

KORKYRA, Artemis Tapınağı
Korinth’in kolonisi olan bir kenttir. Korinth 146 yılında Romalılar tarafından tahrip edilir. Oradaki tek tapınak MÖ 540’a tarihlenen Apollon Tapınağı’dır. Bu tapınağın özelliği; ilk kurvaturanın* bu tapınakta görülmesidir. Günümüze bu tapınak değil, bundan daha eski olan Artemis Tapınağı gelmiştir.
*tapınak zeminlerinin aşağıdan hafifçe ittirilmiş gibi ortasının bombeleşmesi durumu. Gözle bariz bir şekilde anlaşılmaz.

·         - MÖ 6. yy başına (590-580) tarihlenmiştir
·         - Pseudo-dipteros planlıdır
·         - Geniş bir pteron=pteroma* var
*Cella duvarı ile sütun dizileri arasında kalan alan
·         - Cella içinde iki sütun dizisi mevcut
·         - Pronaos*, naos** ve adytonu*** var. Adyton, opisthodomos**** olarak da kabul edilebilir.
*cellaya girmeden önce içinden geçilen sadece yan taraflarda duvarı olan yarım oda
**yunan tapınaklarında, içinde tanrı heykel yer alan cella’nın bulunduğu orta nef'e verilen isimdir. Naos  Yunanca’da tanrının evi demekti.
***Yunan ve Roma mimarisinde, tapınakların ortasında yer alan, kutsal kabul edilen odaya verilen ad. Genelde  tapınma eylemleri burada gerçekleştirilmektedir.
****Bir tapınakta genellikle tapınak hazinesinin korunduğu cella‘nın arkasındaki mekâna verilen ad. Bunlara  her tapınakta rastlanmaz.
·         - 8 x 17 sütunlu
·         - Krepis* 2 basamaklı
*Eski Yunanistan ve Roma’da tapınağın oturduğu platformun çevresindeki basamaklı kesime verilen ad.
·         - Cellanın genişliği 9.35 m. Ve uzunluğu 3 m.
·         - Cella genişliği stilobat* köşelerinden 22,40 x 47,60
*Antik mimaride sütunları taşıyan yerden yüksek olan setlere verilen isimdir
·          Alınlık heykeltraşisi önemlidir. (Aetos=alınlık) Tapınağın alınlığı güzel heykeltıraşlık eserleri ile doludur.
-          - Ortada bir Gorgo vardır. Gorgo’nun her iki yanında da çocukları olan Pegasos ve Khrysaor bulunmaktadır.
--        -   Karşılıklı iki leopar vardır. Aslan suratlı ve panter postludurlar.
-          -Sağ tarafında Gigantomakhia’dan bir sahne (Zeus ile bir Gigant’ın mücadelesi) yer almaktadır.
               -  Sol tarafında ise Priamos’un öldürülmesi ile ilgili bir sahne bulunmaktadır.
-         -  Anatomi ve oran iyi kullanılmıştır. Gorgo’nun belden üstü cepheden, belden altı ise yandan görünmektedir.    Duruşundan dolayı bu motife diz kapağı koşusu denir.
-        - Medusa tasvirleri genelde çatıda yer almaktadır. Çatılar genelde ahşaptır ve en kolay yanan madde de ahşaptır. Kem gözlerden sakınmak amacıyla, şimdiki nazar boncuğu yerine Medusa motifleri kullanılmıştır.

DOR ÖZELLİKLERİ

·         Ağır ve yüksek bir mimari
·         Metoplar* yüksek ve dikdörtgen
*iki hatıl (yığma bina sistemlerinde döşemenin kenarları boyunca uzanan ve yükün daha geniş bir alana yayılmasını sağlayan bileşen) arasında kalan boşluk
·         Ekhinus* yayvan (ekhinusun dış bükey profili zamanla dikleşecektir.
*Dor Düzeni‘nde abaküsün altında kalan, dışbükey kesitli silmeye verilen ad
·         Sütunlarda enthasis mevcuttur (enthasis=sütunların dış kontürünün hafif dışa doğru şişkin olması) Bunun yapılmasının sebebi, alınlığın sütunlara baskı yaptığı ve bu nedenle şişmiş gibi görüldüğü hissini vermektir.

ACROPOLIS, Athena Erechtehion
·         Kariyatitleri (insan/kadın figürü şeklinde taşıyıcı) ile ünlüdür. Kariyatitlerin kökeni Yunan mimarisinden gelmemektedir, bu unsur Geç Hitit mimarisinde mevcuttur. Kariyatitler ayrıca thesauroslarda anteler arasında orta sütun olarak kullanılmıştır.
·         Kariyatitli salonun altında kalıntılar mevcuttur. Burada Athena Tapınağı’ndan önce varolan bir tapınak mevcuttur.
·         Hekatompedon (yüz birim, yüz modül, yüz ayak) uzunluğundadır
·         Cella bir takım mekanlara ayrılmıştır. Bunun nedeni tapınağın birkaç tanrıya adanması olabilir ancak bu pek mümkün görünmemektedir. Çünkü tapınağı Athena ile paylaşmak pek mümkün değildir. Ya da kültün gerektirdiği bir durumdur. Örneğin hazinelerin saklanması için kullanılmış olabilecek odalardır.
·         Sanki iki templum in antis arka arkaya vermiş gibidir
·         Peripteros planlıdır
·         6 x 12 sütunludur
·         6. Yüzyıl sonunda 520 tarihinde Peisistratos döneminde tadilat yapılmıştır
·         Erechtheion klasik tapınak mimarisinde yer alan bir yapı değildir
·         Tanrıçaya adanmış en eski tapınaktır

GİRİT, Prinias Tapınağı

Yunanlılar daha 7.yüzyılda yani Girit’te Prinias’ta taş kabartmalarla bezenmiş taş bir tapınak inşa etmişti. İ.Ö 625 yılında yapılmış olan bu tapınak Miken saraylarındaki megaron planındaydı. Cellada iki sütunun ortasında yer alan ocak ya da kurban çukuru bulunuyor, cephede de üç büyük ayak yer alıyordu. Çatısı muhtemelen düzdü. Tapınağın girişinin üzerindeki kireçtaşı lento taşında karşılıklı oturan iki başlıklı ve pelerinli kadın yer alıyordu, bunlar muhtemelen tanrıçaydı. Benzer giysili ama bu kez ayakta duran iki tanrıça da taş bloğun alt kısmına oyulmuştur. Lentonun cephesinde Orientalizan panterlerden oluşan bir friz vardır, panterlerin başı cepheden verilmiştir. Anatomi ve oran iyi kullanılamamıştır. Prinias’daki bu tapınak kabartma süslemeli en erken Yunan tapınağı örneğidir. 6.yüzyılda Yunanlı mimarlar Lüksor ya da Karnak’daki sütunlu salonlardan esinlenerek iki eğimli çatısı olan sütunlu taş tapınaklar inşa etmeye başladılar. Yunanlıların evleri basit yapılardı, Hellenistik döneme kadar sarayda oturacak kralları da yoktu, dini törenlerini ise açıkta yaparlardı. Onların tapınakları modern dinlerde olduğu gibi imanlıların bir tanrıya ibadet etmek için toplandıkları yerler değildi. Sunak tapınağın dışında yer alırdı ve doğuya, yani doğan güneşe yönelikti. Esas tapınak ise tanrı ya da tanrıçanın kült heykelinin muhafaza edildiği kutsal bir mekandı. Yani başından beri tapınak tanrı ya da tanrıçanın eviydi, ona inanların değil. Bu tapınakların önemi, onların yüksek bir yerde, genellikle kentin yukarısında bir tepe (Akropolis: Yukarı şehir) üstüne inşa edilmesiyle vurgulanırdı.

İlk Yunan tapınaklarının çoğu günümüze gelmemiştir çünkü bunlar ya ahşap ya da kerpiçten inşa edilirdi. Arkaik dönemden başlayarak tapınaklar daha dayanıklı kireçtaşından ya da mermerden yapılmaya başlanmıştır. Mermer pahalıydı, ancak gerek Yunanistan’da gerekse adalarda çok zengin mermer kaynakları vardı. Yunan tapınaklarında harç kullanılmaz, taşlar birbirlerine iyice intibak edecek şekilde yontulur; yatay taş sıraları demir ya da tunç kenetlerle, üst üste konan taş sıraları ise diklemesine kavilalarla tutturulurdu. Plan açısından Yunan tapınağı Miken uygarlığındaki megaron’a benzer. Tapınakta bir oda vardır, buna naos ya da sella adı verilir, penceresi yoktur ve bir kapısı vardır (bazen naos’da iki oda bulunur). Naos’da tanrı heykeli muhafaza edilir. Cellanın önünde bir revak yani pronaos bulunur. Bu revak naosun öne doğru uzayan yan duvarlarıyla üstteki bir çatıdan oluşur, revağın önü açıktır. Revağın iki yanındaki öne doğru uzanan yan duvarlar yani ante’ler arasında genellikle iki sütun vardır, bunlar revağın çatışını destekler. Bazen naos’un arkasında da pronaosla aynı özelliklere sahip bir arka revak, opistHodomos bulunur. Opistodomos’dan naos’a geçiş yoktur. Opistodomos’un bir işlevi yoktur, dekoratiftir ve Yunanlıların denge ve simetriye olan düşkünlüğünü tatmin eder. Bu bütünün önüne (prostyle) ya da hem önüne hem arkasına (amphiprostyle) ya da genellikle tüm naos ve revakların çevresine (peristil) sütun dizişi yerleştirilirdi. Bazı durumlarda binayı çevreleyen sütun çemberi çift de olabilirdi (dipteral) oluşturacak şekilde sütun dizileri eklenir. Yunan tapınağının planı ister yalın olsun ister karmaşık olsun, mimari ünitelerin niteliğinde ve guruplandırılışında temel bir değişiklik yoktur.

Dor ve İon Düzenleri Yunan yapısının dikey kesidi bir platform, sütun ve saçaklıktan oluşur. Bu üç bölümün bileşimine ve birbirleriyle olan ilişkisine düzen adı verilir. Bu düzenler ayrıntıları ve bölümlerinin birbirlerine olan oranı açısından birbirlerinden ayrılırlar. Düzenler isimlerini Yunanistan’da en çok kullanıldıkları bölgelerden alırlar. Dor düzeni kıta Yunanistanında ortaya çıkmış olup orada ve Yunanistanın batı kolonilerinde tercih edilen tarz olmuştur, İon düzeni Ege adalarında ve Anadolu’nun batı kıyılarında tercih edilir. Ancak bu mutlak bir kural değildir, nitekim İon düzeninin Atina’da sık sık kullanıldığı görülür. Korinth düzeni çok daha sonra ortaya çıkmıştır.

Yunan tapınağı genellikle üç basamaklı alçak bir platform üstünde yer alır. Bunun en üst basamağı stilobat adını taşır. Sütunlar bunun üstünde yer alır. Girit’in aksine yukardan aşağı doğru genişleyen sütunların düzenlerine göre iki ya da üç bölümü vardır: gövde, başlık ve İon ve Korinth düzenlerinde sütun tabanı ya da kaidesi. Gövde ayrı kasnaklardan oluşur, bunlar yivlidir. Yivler hem kasnakların birleşme noktasını gizler, hem de gölge ışık karşıtlıkları yaratarak sütunun üç boyutluluğunu güçlendirir, kasnaklar birbirlerine madeni kavilalarla bağlıdır. Ancak monolit sütunların kullanıldığı örneklere de rastlanır. Dikey sütun gövdesinden yatay üst yapıya bir geçiş oluşturan başlık iki öğeden meydana gelmiştir. Alt bölüm echinus düzene göre değişir: Dor düzeninde bu bölüm dışbükey ve yastık gibidir; İon düzeninde küçüktür ve sarmal kıvrımlarla yani volütle son bulan yastık biçiminde bir parçayı destekler; Korint düzeninde ise ters dönmüş bir çan gibidir ve stilize akantus yapraklarıyla bezenmiştir. Zamanla düzeysel, frontal İon volütleri köşelerde sorun yaratmış ve bu akantus yapraklarıyla süslü silindirik bir başlığa sahip Korinth düzeni ile çözümlenmiştir. Başlığın tüm düzenlerde var olan üst parçası yassı, kare bir bloktur: abacus. Bu bölüm saçaklığı destekler. Saçaklığın üç bölümü vardır: Arşitrav yani esas ağırlık taşıyıcı ve ağırlık dağıtıcı öğe; friz, ve profilli yatay bir çıkıntı, yani korniş. Arşitrav İon ve Korinth düzenlerinde genellikle üç yatay banda ayrılmıştır. Friz ise Dor düzeninde triglif ve metoplara ayrılmıştır, İon düzeninde ise kabartmalar için sürekli bir alan sağlamak amacıyla friz bölümü boş bırakılmıştır. Dor düzeninin pek çok bölümü daha önceki ahşap mimarinin tasa uyarlanmış şeklidir. Örneğin frizin triglif ve metop halinde düzenlenmesi evvelce marangozluk alanına giren bir uygulamaydı. Triglifler esas yatay destek yani arşitravın üstünde yer alan enine kirişlerin uç kısımlarından kaynaklanmıştır. Metoplar ise orijinal ahşap yapıda kiriş uçları arasındaki boşluklara tekabül eder. Dor düzeni kütlesel görünümlüdür, bu ağır ve katı düzenle karşılaştırıldığında İon düzeni daha hafif ve çok daha dekoratiftir. Sütunları daha incedir ve profilli kaideler üstünde yükselir. Dor sütunundaki yivler keskin kenarlarla birleşirken, İon’da her yiv diğerinden dar ve yassı bir bandla ayrılır. Dor düzeninde sütunun yüksekliği ile çapının oranı 4:1’den 6:1’e değişirken, İon’da 7:1 ile 8:1 arasındadır, Korinth ise 8:1 ile 9:1 arası olabilir. Ancak bu üç düzen arasındaki en belirgin fark kuşkusuz başlıklarda görülür, Dor başlığı sadedir, İon ve Korinth başlıkları ise gayet süslüdür. Korinth düzeni İ.Ö 5-yüzyıla dek görülmez, ilk önce yapı içlerinde kullanılır ve Roma dönemine kadar da yapı dışlarında pek fazla kullanılmaz. Tapınağın tasarımında önemli bir rol oynayan heykel ve kabartmalar yapının üst bölümlerde, friz ve alınlıklarda yoğunlaşmıştır. Bu süslemeler canlı renklerle boyanır, boyalı olmayan bölümler de balmumuyla parlatılırdı. Sanatçı renk kullanarak tapınağın bölümlerinin birbirleriyle olan ilişkisini daha çok açığa çıkarır, belirli noktalarda taşın parıltısını yumuşatır, ve figürleri belirginleştirecek bir arka plan oluşturur. Yunan tapınakları dışa yöneliktir. Ayinler tapınağın önündeki sunaklarda yapılır; yapının kendisi kült heykelini ve bazen de hazineyi muhafaza etmek için kullanılırdı ve buraya sadece rahip ve rahibeler girebilirdi. dolayısıyla mimarın esas önem verdiği anıtın dışı ve dış yüzeyleridir.

YAZIDA MERAK ETTİĞİNİZ BİLGİLERİ VEYA BENZER YAZILARI BULMAK İÇİN ARAMAYI KULLANABİLİRSİNİZ

YAZI HAKKINDA YORUMLAR

Hiç yorum yok