Header Ads

ARKEOLOJİ NEDİR? ARKEOLOG NEDİR? KİMDİR?NE İŞ YAPAR?


Arkeoloji ile antika, değerli eser, koleksiyon gibi kavramların özdeşleştirilmesi bu bilim alanının topluma yanlış olarak yansıtılmasından kaynaklanır; “değerli eser” arkeolojinin amacı değil ortaya çıkan bir yan üründür. Gerçekte arkeoloji, Batı- Avrupa düşünce sisteminin gelişmesinde önemli bir etkendir; geçmişe farklı bir bakış açısı ile bakmaktır ve yeni bir düşünce sistemidir. 

Arkeolog ne iş yapar? Arkeoloji Nedir?


ARKEOLOJİNİN POLİTİKASI
Bilimsel bir uğraşı olmasına karşın arkeoloji, toplum ile iç içe olduğundan çoğu kez yanlış olarak algılanmaktadır. Arkeolojinin topluma yansıyan yönü, geçmişten günümüze kadar gelen güzel, ilginç, değerli ya da görkemli eserlerin toplanmasıdır. Toplum, arkeologları bilim insanı olarak değil, gizemli geçmişten haber vermesini bilen, ilginç kişiler, arkeolojik nesneleri de çalınma potansiyeli olan piyasa malları ya da turizmi canlandırma potansiyeli olan ekonomik girdi olarak görmektedir.





Kuşkusuz bunların, toplum- arkeoloji ilişkileri içinde, belli bir yere kadar doğruluk payı vardır. Geçmişe, yani günümüzden önceki dönemlere bakış açımız, niçin baktığımıza, ne görmek istediğimize bağlı olarak çok farklı olabilir. Bu ilgi basit bir meraktan kaynaklanabileceği gibi, geçmişte yapılmış güzel ya da ilgi çekici şeyleri görmek, ya da günümüzle ilgili bir politik görüşü kanıtlayacak izleri geçmişte bulmak için de olabilir; hatta çoğu kez nedenini bilmeden, düşünmeden bakarız geçmişe. Geçmiş dönemleri inceleyen birçok bilim dalından biri olan arkeoloji, sıradan birçok insan için geçmiş dönemlerde yapılmış olan güzel ve ilginç şeyleri bulmaya çalışan, gizemli olaylarla dolu, bilim ile serüvenin birbirine karıştığı, heyecan verici olaylar içeren ’tuhaf’ bir meslek alanıdır.




Toplumda ‘arkeolog’ sözcüğü de, genellikle paraca değerli güzel eserlerin peşinde olan ve gizemli bir şekilde bulduklarını hırsızlardan korumaya çalışan, bunu yaparken de tozun toprağın içinde debelenen maceraperest-müneccim tiplemesiyle özdeşleşmektedir.



Toplumda ‘arkeolog’ nedir? sözcüğü de, genellikle paraca değerli güzel eserlerin peşinde olan ve gizemli bir şekilde bulduklarını hırsızlardan korumaya çalışan, bunu yaparken de tozun toprağın içinde debelenen maceraperest-müneccim tiplemesiyle özdeşleşmektedir. Biraz daha bilinçli olanlar için ise, arkeoloji ve arkeolog, turistik gezilerde görülmesi gerekli olan yerleri ortaya çıkartan, müzeleri göze güzel gelecek nesnelerle doldurmakla yükümlü görevliler şekline dönüşür. Parasal değeri olan nesnelerle uğraştığı için de, potansiyel zanlı durumundadır. Eğer arkeoloji toplumumuzda algılandığı gibi olsaydı, bir bilim dalı değil, ancak hobi olurdu. Arkeolog nedir veya kimdir sorusuna cevap ise bilimsel yöntemler ile  ortaya çıkarılan eski yapıları sosyolojik,kültürel, sanatsal ve tarihsel yönden inceleyen ve üniversitelerin Arkeoloji bölümlerinden mezun olan kişilerdir.

Yıllardır medyadaki arkeoloji haberlerinde sansasyonel bir biçimde yer alan hazine hikayeleri insanların çok fazla ilgisini çekmiş, bundan başka kulaktan kulağa kulağa dolaşan asılsız define hikayeleri özendirici olmuş ve “kazılardan altın çıkar” ön yargısını yerleştirmiştir. Bu yüzden arkeologlara zaman zaman da özenilmektedir, çünkü onlar istedikleri zaman istedikleri yerde kazı yapabilen ve çıkardıkları eserlere, özellikle de mezarları kazarak burada buldukları altınlara sahip olabilen şanslı kişilerdir. Bu bakımdan arkeologlar definecilerden pek de farklı yere konulmamaktadırlar. Kısacası arkeoloji mezar kazıcılığı ve altın arayıcılığıdır. İşin en acı yanı ise eğitimli kişilerin bile bu bakış açısına sahip olmasıdır. Bilinç konusunda az da olsa duyarlı insanların ya da bilinçli ailelerin varlığı, bu genel eğilimi ne yazık ki olumlu yönde değiştirmemektedir. Tam anlamıyla bilinçli olmasa da zaman zaman sınırlı sayıda bazı olumlu çabalara rastlanmaktadır. Örneğin Denizli’de antik bir yerleşim üzerine kurulan Sarayköy halkı, antik yerleşmeden ( Attouda) çıkan tüm eserlere sahip çıkarak bu eserleri köylerinde sergilemek amacı ile kendi çaplarında bir müze kurmuşlardır. Halk bu müzeyi yaşatmak için var gücüyle çalışmış ve hatta eserleri toplamak isteyen bölge müzesine karşı ayaklanarak “Kendimizi yakarız ama eserleri vermeyiz. Onlar bizim eserlerimiz. Görmek isteyen buraya gelsin” şeklinde bir karşı çıkışta bulunmuşlardır. Köy halkının genelinin iyi niyetine karşılık, eserleri satma hevesinde olan bir başka grup da eserlerin barındırıldığı depoyu soymuşlardır. İyi niyetli ancak bilgisiz olmak yüzünden köy halkı zor durumda kalmıştır.





Arkeoloji ile antika, değerli eser, koleksiyon gibi kavramların özdeşleştirilmesi bu bilim alanının topluma yanlış olarak yansıtılmasından kaynaklanır.

Arkeoloji ile antika, değerli eser, koleksiyon gibi kavramların özdeşleştirilmesi bu bilim alanının topluma yanlış olarak yansıtılmasından kaynaklanır; “değerli eser” arkeolojinin amacı değil ortaya çıkan bir yan üründür. Gerçekte arkeoloji, Batı- Avrupa düşünce sisteminin gelişmesinde önemli bir etkendir; geçmişe farklı bir bakış açısı ile bakmaktır ve yeni bir düşünce sistemidir. Arkeoloji bize, Osmanlı İmparatorluğu’na, 19. yüzyıl içinde, Batılılaşma paketinin bir parçası olarak gelmiştir. Ancak bu aktarımda arkeolojinin eseri- nesneleri ön plana çıkartan yönü ağırlık kazanmış, düşünsel boyutu arka plana itilmiştir. Avrupalıların kendi düşünce sistemlerini oluştururken Osmanlı topraklarından geçmiş dönemlere ait eserleri toplayıp götürmeleri, bunları o dönemin görkemli devlet müzelerinde sergilemeleri, Osmanlı aydınlarının arkeolojiyi, değerli ve güzel eserler ile özdeşleştirmelerine neden olmuştur.
Avrupa’da ilk başlarda “ilginç” nesnelerin sergilenmesi ile başlayan uğraşı, giderek bu ilginç nesneleri toplama alışkanlığını artırmış ve bunları “değerli” hale getirmiştir. Eski eserlerin değerli nesneler olarak görülmesi, bunların koleksiyon halinde toplanmasını özendirmiş, giderek bu tür koleksiyonlara sahip olmak yeni oluşan düşünce sisteminin göstergesi haline geldiğinden ayrıcalık kazanmış ve prestij müzelerine dönüşmüştür. 17. yüzyıldan itibaren Batı- Avrupa sistemi içinde “büyük”, “çağdaş” devlet olmanın göstergeleri arasına görkemli müze yapıları ve koleksiyonlar girmiştir. Batılılaşma süreci içinde, yaşadığı parasal güçlüklere karşın Osmanlı İmparatorluğu’nun anıtsal sayılabilecek boyutta görkemli bir müze yapısı kurmasını, Avrupa devlet göstergelerine uyma çabası olarak düşünebiliriz.
Atatürk Cumhuriyet idaresini kurarken, dil ile birlikte tarih ve arkeolojiye ilk sırada yer vererek, Anadolu uygarlıklarını yeni Türk ulusunun en önemli kültür miraslarından biri olarak değerlendirdi.
Arkeoloji bugün ve özellikle bundan sonraki Türk hükümetlerinin en çok önem vermeleri gereken bir bilim dalıdır. Türk turizminin gelişmesinde, güneş ve deniz kadar hala çok iyi durumda olan eski eserlerimiz de rol oynamaktadır. Türkiye’ye gelen yabancı turistlerin hiç olmazsa üçte biri eski eserlerimizi ziyaret ederler ve tatil için bizim ülkemizi seçerlerken, tarihi eserlerimizin zenginliğini de göz önünde tutarlar.

Bahar SARAÇ


YAZIDA MERAK ETTİĞİNİZ BİLGİLERİ VEYA BENZER YAZILARI BULMAK İÇİN ARAMAYI KULLANABİLİRSİNİZ

YAZI HAKKINDA YORUMLAR

2 yorum

Sabri Bilir dedi ki...

Arkeoloji benim için en önemli bilim dallarından biri bana göre..41 yaşındayım esnaflik yapıyorum bu sene üniversite sınavına girip arkeoloji okumak istiyorum ..açıköğretim veya ikinci öğretim..tavsiyesi olan varsa..kalabiliriz

Sabri Bilir dedi ki...

Yukarı da attığım yorumun sonu...Tavsiye Alabiliriz....olacaktı